21 Aralık 2010 Salı

VAN'DA BİR ZOZAN... 11 ARALIK CUMARTESİ POSTASI

Van’ı bilir misiniz? Bilmeyenler için söyleyeyim, bu şehirde kadın olmak sahiden çok zor… Van’lı kadınlar yanlarında birisi olmadan sokağa çıkamaz, alışverişe gidemez, pastanede oturamaz…
Bunları yapabilen kadınların sayısı da bir elin parmaklarını geçmez. İşte Zozan Özgökçe o kadınlardan… Canı pahasına erkeklere bayrak açan, ölümle burun buruna yaşayan kadınları hayatla buluşturan bir kadınla tanışacaksınız bugün. Kendine has bir dili var, o bu dile ‘Zozanca’ diyor. Zozanca konuşuyor, zozanca düşünüyor ve başta mensubu olduğu Burkan Aşireti olmak üzere herkese bu dili kabul ettiriyor. Dünyanın farklı ülkelerinden pek çok kadın Zozan’ı görmeden Türkiye’den gitmiyor. Biz de dedik ki kim bu Zozan?

Zozan önce seni tanıyalım…
1974 Van doğumluyum, ama kimliğimde 1975 yazıyor. Zozan isminden dolayı geç yazdırmışlar. Çünkü Zozan ismini kabul etmemişler. Türkçede yok böyle bir isim demişler. Bizimkiler de Melisa filan koysaydık ne olacaktı demiş? Ve dava açmış, kazanmışlar.

Vanlı bir aile Melisa koysaydık ne olacaktı diyor! Nasıl bir ailen var?
Annem öğretmen, babam doktor. Amca çocukları. Ama zorla evlenmemişler, bir aşk da varmış evliliklerinde. Annem 17 yaşındayken ben doğmuşum. Köyde herhalde böyle bir aşk yaşayacağı başka bir şansı da yoktu diyorum ben. Ama soyadı sorunu yaşamamış diğer kadınlar gibi.

Aşiret mensubu musun?
Evet. Burukan aşireti. Bayağı büyük bir aşiret. 30 bin üyesinin olduğu söyleniyor. Aile 1912’den beri Van’da yaşıyor. Ama bizim aşiret aynı zamanda Patnos’da, Ağrı’da, Iğdır’da da var.

Aşiretlerde kadınların bu şekilde öne çıkması pek alışılagelmiş bir durum değil, oysa sen almış başını gidiyorsun!
Annemle babamın biraz etkisi var tabi. Bir tek bu konuda değil, okumamız, üzerimize mal yapması vs. buralarda çok görülmüyor. Babama “sen bize kötü örnek oluyorsun böyle yaparak” diyorlardı. Babamın çok demokrat olduğunu söyleyemem. Eril bir sürü yanı var hala. Ama kıyasladığım zaman gerçekten şanslıyım. Kendi hayatımı kendim belirliyorum.
Ailemin baskısı yok ama toplumun, akrabalarımın baskısı var. Yine de bana “sen güçlüsün, farklısın bizim kadınlardan.” diyorlar. Mesela taziyelerde gider erkeklerin tarafında otururum. Çünkü benim erkek ziyaretçilerim de var, bir iş kadınıyım. Bunu da babam hiç yadırgamaz.

Eğitimin ne?
Doğu Akdeniz Üniversite’sinde ekonomi okudum. Mali müşavirim.

Kaç kardeşsiniz?
Altı kardeşiz. Bir oğlan, diğerlerinin hepsi kız ve hepimiz feministiz.

Oğlan en küçüğünüz mü?
Yok, 4 numara. O da jinekolog. Öyle komik bir şey yani. Derneğe çok ilgisi var. ve çok büyük destek oluyor. Zaten jinekolog olduğu için sürekli ona soru soruyoruz. O bize kadınlarla ilgili bir sürü şey anlatıyor. Bir sürü vakaya da o bakıyor.

Bildiğim kadarıyla bir evlilik geçirdin?
Evet, üniversiteyi bitirdikten sonra Van’a geldim. İşe girdim. O arada da birine aşık oldum ve evlendim. İşadamıydı. Çok kısa sürdü, üç ay ama çabuk boşanamadım! Resmi olarak iki yıl sürdü. Çünkü askerden gelmesini bekledik. Bizde öyle bir gelenek vardır… Askerdeyken dava açmadık.

Niye ayrıldın? 3 ay çok kısa bir zaman.
Çok kısa zamanda yürümeyeceğini anladım. Agresif birisiydi, çok kıskançtı. Benim yaşamımı tamamen ele geçirmek istiyordu. Olmadı.

Şiddet gördün mü?
Evet. Şiddetin dozunun artacağından da çok emindim. Öyle bir karakteri vardı. Onu fark ettim. İlk başta bana bağırıyordu, bana değil ama duvara vuruyordu. Bu da bir mesaj, o yumruk yakında sana gelebilir mesajı. Silahı vardı, beni tehdit ediyordu. Nitekim sonra yumruk da geldi. O zaman evden ayrıldım. Annemlerin yanına gittim. Daha fazlasının olacağını hissediyordum. Daha korkunç şeyler de yaşayabilirdim. Oysa evliyken işimi bile bırakmıştım. Kocam ne derse onu yaparım diye düşünüyordum.

Yani o zaman böyle bir Zozan değildin?
Böyle bir Zozan değildim. Gelenekseldim. O bana, “çalışan kadın istemiyorum” demişti, ben de tamam dedim. Böyle bir şey nasıl oluşmuş bilmiyorum. Ailemin böyle bir telkini olmadı aslında ama demek ki toplumda bir şekilde bunu öğreniyorsun. O benim sorgulama sürecim oldu aslında. Belki de Van’da böyle bir şeyin oluşması, belki de böyle düşünmem için bunu yaşamam gerekiyordu.

Kolay kabul etti mi boşanmayı?
Etmedi ama bizimkiler biraz baskın, biraz bastırdılar diyeyim.

Aşiret girdi devreye yani…
Bizimkiler devreye girdi ve sonunda tek celsede boşandık. Sonra ben öğretmenliğe başladım. Hayatımdan 2 - 2,5 yıl kaybetmiştim. Onun travması da vardı. Boşandıktan sonra 1 yıl evden çıkamadım.

Niye?
Çok ilginç “başarısız oldum” diye düşünüyordum. Çünkü ben üniversite mezunuydum. Çevremdeki birçok kişiye göre daha avantajlıydım. Ve o güne kadar da kararlarımı doğru verdiğimi düşünüyordum. Güçlü bir kadın olduğumu düşünüyordum. O başarısızlık beni eve kapattı. Bir de sanki alnımda boşandığım yazıyormuş gibi geliyordu. Kötü bir psikoloji.

Yine de tekrar hayatı kucaklamışsın. Nasıl oldu?
Prestij adlı yerel bir gazetede köşe yazmaya başladım. Kendim teklif etmiştim. Onlar da tamam dediler. ‘Zozanca’ diye bir köşem vardı, hala kullanıyorum. Orada kadınlarla ilgili yazılar yazdım. Ve gazetenin sahibi bir gün “Kadınlar da alıyorlar artık gazeteyi, evlere de gidiyor” dedi. Bir de gazetedeki fotoğrafımdan tanıyan kadınlar, sokakta görünce durdurup sorular soruyordu. Bu çok hoşuma gidiyordu.

Kabuğunu kırmayı nasıl başardın?
Boşandıktan sonra kendimi çok sorguladım: “Neden ben böyle hissediyorum da o adam öyle rahat?”. Hani zihinde şimşek çakar ya ‘Hımmm’ dedim “Ben kadın olduğum için böyle yaşıyorum ama yaşamamalıyım”. Bir akşam televizyonda Uçan Süpürge’yi izledik, Halime Güner’di konuşan. Bizim düşüncelerimizi söylüyordu, ilk kez bizim evde konuşulan şeyleri bir yerlerde izliyorduk. Sonra biz faks çektik Uçan Süpürge’ye. O arada Van’da ‘Kadının İnsan Hakları Eğitim Programı’ vardı. Oraya devam ettim. “Neden bir kadın örgütü kurmuyoruz” diye sormaya başladık kardeşimle. Sonra “Bizim gibi düşünen başka kadınlar da vardır mutlaka bu kentte” dedik ve yedi kadın bu derneği kurduk.

Şiddet mağduru kadınlarla nasıl buluştunuz?
Çok ilginç, biz Nisan 2004’te kurulduk . Kocaman bir tabela yaptırdık. Üzerinde ‘Van Kadın Derneği’ ve telefonumuz yazıyordu. Tabelacıyla yukarıya çıktım, taktırdım ve aşağı indim. Bir de baktım ki kucağında çocuğuyla bir kadın çıkageldi. Oturdu, “Dün gece kocam beni evden attı. Kumayım ama çocuğumun yasal annesi değilim. Çok çaresizim” dedi. “Sen bizi nereden buldun, tabelayı daha yeni astık?” dedim, meğer biri tabelayı görüp “Bak kadın derneği var, oraya git” demiş. Ve öyle geldi, o bizim, o saniyede yani ilk gün, ilk vakamızdı.

Ne yaptınız o kadına?
Çok zor bir vakaydı. Biz de şok olduk. Kadın 7 milyar karşılığında satılmıştı ve noterden de babasıyla kocası arasında bir anlaşma bile vardı. Mal alır satar gibi yani. Tabi şimdi asla kadınla ağlamıyoruz, kadını daha güçlendirecek şeyler yapıyoruz ama o gün biz de kadınla beraber oturduk ağladık. Sonra gelen kadınlarla da ağlamaya devam ettik. O kadın şimdi çok iyi durumda. Önce çalışmaya başladı, sonra biz ona bir ev bulduk. Evin içini beraber yerleştirdik. Fakat o kadın aktivist olmadı mesela. Bu çok korkunç bir şey.

Yılda kaç kadına ulaşabiliyorsunuz?
Ortalama 500–600 kadına ulaşıyoruz. Hayatını öğrendiğimiz, davasına gittiğimiz, desteklediğimiz ve beraber güçlendiğimiz birçok kadın var ama bunlar aktivist olmuyorlar. Burası bir nevi bekleme yeri gibi. Yine de bir ağımız var buradaki kadınlarla. Yalnız kadınlar değil. Daha çok ayrımcılığa uğrayan kişilerle de bir araya geliyoruz. Eşcinseller mesela.

Çok eşcinsel var mı Van’da?
Tabi ki var ama gizli eşcinseller bunlar. Evlerinde heteroseksüel gibi davranıyorlar. Bir de eşcinsel olduğunun farkına varıp, inkâr eden, kimliğinden utanan çok kişi var. İlk zamanlar 20’ye yakın kişi vardı bunu sorgulayan. Bir şekilde birbirlerini bulmuşlar. Ama Van koşullarında yaşamaları çok zor. Bir tek bu dernekte rahatlar. Gönüllü olarak burada çalışıyorlar, gidip geliyorlar, derneğin birçok işini yapıyorlar. Aktivistler yani.

Nasıl sürdürüyorlar cinsel yaşamlarını?
Sevgili bulamıyorlar mesela. Yani cinsellik yaşayamıyorlar. Zaten aralarında il dışına gidip çalışan çok var. Mesela bir arkadaşımız var ailesinden çok ciddi dayak yiyor. Her hareketi gözlem altında. Ben bir gün onun ölüm haberini almaktan çok korkuyorum. Annesini çok sevdiği için ayrılamıyor evden. Kadınsı buldukları her hareketinde dövüyorlar çocuğu. Çok acaip bir travma yaşıyor ve maalesef bunu değiştirecek bir adım atamıyor.

Sığınmaevini nasıl kurdunuz?
Önceleri sığınmaevlerine başvurup da evine geri gönderilen kadınları, kendi evlerimize götürüyorduk. Tabi bir süre sonra sorun olmaya başladı. Çünkü 2 – 3 ay sürekli travmatik bir kadınla kalmak çok zor. Sonra dedik ki böyle olmayacak, barınma evleri kuralım. Bir iki yataklı farklı yerlerde küçük küçük evler tuttuk ilk başta. Sadece yatakların olduğu evler. Kadınlara çarşaf giydiriyorduk o evlere giderken. Hayati tehlikesi olan kadınlardı hepsi de.
Benim sığınağa gitmemi de yasakladılar. Deşifre olmayan arkadaşlarım gidiyor.

Ölüm tehlikesi atlattın mı hiç?
Elbette. Bir gece uzakta oturan kadınlardan birinin evine başka bir kadın götürüyordum. Kış mevsimiydi. Arabayı yavaş kullanıyoruz. Meğer bizi bir araba takip etmiş. Farkında değiliz. Sonra tam bir yerden dönecekken, bu araba önümüzü kesti ve durdu. Bir yandan kaçmak için geri gitmem ve dönmem lazım, diğer yandan kadın ellerini dizine vurarak ağıt yakıyor “sizin de başınızı belaya soktum, sizi de öldürecekler” diye. Arabam stop etti mi… Adamlar arabadan indi aramızda bir adımlık mesafe var. Bir de kar var ve araba kayıyor, gaza da çok basamıyorum. Ayağım debriyajda, tir tir titriyor. O kadar korktum ki inanamazsınız. Sonra nasıl bir güç geldiyse, çok kritik bir yerden geri geri gittim ve arabayı döndürdüm. Bir şekilde kurtulduk ama o gece bütün Van’ı gezdik. O arabada oradan dönemedi.

Tehdit alıyor musun?
Tabi! Çok tehdit edildim. Bir keresinde arabamın lastiklerini kestiler. Ofise gelip bağırıp çağıranlar, sana ne diyenler, “Benim karım, sen ne karışıyorsun? Sen kimsin? Ne sanıyorsun kendini?” diyenler.

Van’da resmi sığınmaevi var mı?
Sonunda devlet bir sığınma evi kurmaya karar verdi. Mecbur kaldı buna. Burada bir istasyon ev kuruldu, 10 yataklı . Şimdi hayati tehlikesi olan kadınlar oraya yerleşiyor.

Van’daki erkekler sizin için ne düşünüyor?
Vallahi biz bir film yaptık, sokaktaki erkeklere sorduk “Van Kadın Derneği hakkında ne düşünüyorsunuz? Duydunuz mu?” diye. Herkes çok iyi şeyler söylüyor. Çok ilginç. Tabi kameraya karşı öyle söylüyorlar. Bir de Van’dan bir örgütü kötüleyemiyorlar öyle bir şey de var. Van kadın derneği bizim dengelerimizi bozuyor ama yine de bizim kadınlardır gibi…

Sizi kadınları baştan çıkaranlar olarak görüyorlar mı?
Tabi yoldan çıkaran, itaatsizliği öğreten kadınlar olarak görülüyoruz. Çünkü eğitimlere katılan kadınlar sorguluyor. Biz iletişim eğitimi de veriyoruz. İyi bir ilişki, ikili ilişkiler, aileyle ilişkiler, çocuklarla ilişkiler çok düzeliyor aslında kadınların ilişkileri.

Tek mi yaşıyorsun?
Evet.

Ailen nasıl kabul etti?
Ayrılalı beş yıl oluyor. Vallahi sandığımdan daha kolay oldu. Tabi uğraştım bayağı bununla ilgili. Bu ihtiyaçtı benim için gerçekten. Biraz da zemini ben hazırladım. Annemlerle ben ilk başta aynı binadan bir ev kiraladım. Annem “Sakın babana böyle bir teklifte bulunma. Bizi bu kadar zor durumda bırakma” dedi ama alıştırdım. Sonra babama “alt katta bir ev var kiralık, ben onu tutsam mı” dedim. Çok istiyor musun, hadi tut dedi. Biraz politikti yani.

Erkekler seninle evlenmekten korkuyorlar mı?
Tabi. Aslında yaklaşmıyorlar bile böyle bir taleple. Çünkü ben onlara zor geliyorumdur. Buradaki her erkek bununla baş edemez, yapamaz. Bence Van’da kaldırabilecek bir adam çok zor.

Aşiret ve doğu deyince kan davaları geliyor akla…
Bizim aşirette töre cinayeti olmaz. Kan davası da çok eskiden varmış.
Aşiretin bir reisi oldu o da eski milletvekillerinden Kinyas Kartal’dı. O zamanlar her şey reisin iki dudağının arasındaydı. Ve reisin oğlunu öldürdüler. Çok büyük bir kan davası olabilirdi. Ama Kinyas Kartal şöyle demiş: “ikisi de benim oğlum, biri birini vurdu ben ne yapabilirim?” Ondan sonra bizim ailede hiç kan davası olmadı. Modeller çok önemli.