29 Mart 2010 Pazartesi

BORÇ YİĞİDİN KAMÇISI, ZÜĞÜRDÜN DEĞİL!

hangi aşıka sorsanız o değildi tüketen!

"vallahi benim dönemimde tek bir çivi çakılmadı" dedi her giden.

hep daha öncekilerdi asıl büyük hasarı veren.

şimdi de öyle diyor son gelen…

sözün kısası son gelen de aşık...

ya da aslında değil de "-mış" gibi yapıyor!

istanbul'a yani, aşıkmış o da...

öyle diyor son gelen!

aslinda ne istanbul yutuyor bu yalanı ne de ondan daha da ileri gelen…

kapalı kapılar ardında “ben istanbul’a daha fazla aşığım” diyen,

“ben de en az senin kadar aşığım bu kente” diyene soruyor:

“sana böyle mi bıraktım bu şehri ben?”

burası yalan değil...

sahiden soruyor önde giden...

hem de ne sorma...

81 vilayetin temsilcileri var huzurda...

kapılar kapalı kapalı olmasına da, yerin kulağı var malum bu asırda...

sorular da duyuluyor, cevap da!

nerede kalmıştık?

haaa “ben istanbul’a daha fazla aşığım” diyen, en ileri gelenin,

“ben de en az senin kadar aşığım bu kente” diyen geriden gelene sorduğu soruda!

“sana böyle mi bıraktım bu şehri ben?” deyince ileri gelen,

“biz de bir sürü yatırım yaptık ama!” diye cevap vermesin mi;

hem geriden gelip hem de caaanım şehri amuduyla yiyen…

“biz yatırım yapmadık mı yani?” diye öfkeleniyor istanbula aşık olduğunu ilk söyleyen…

“ama” diyor amuduyla yiyen, “İETT arazisinin satışını engellemeselerdi,

gelecekti gerisi”

“bir tek İETT!” diyor daha çok seven,

ve soruyor “başka?"

"İETT’yle mi dolacaktı bu şehrin boş kasası?"

“borç yiğidin kamçısıdır” diyor amuduyla yiyen!

hem kekeme hem geveze yani, kenti amuduyla yediği halde hala geriden gelen...

“borç yiğidin kamçısı doğru" diyor şehri daha fazla seven...

"ama senin de söylediğin üzre yiğidin kamçısı, züğürdün değil!” .

kafasını önüne eğiyor geriden gelen...

n'aapsın züğürdün ta kendisi, kenti amuduyla yiyen...

sanmayın ki bu yazı baştan sona bir dümen...

vallahi de billahi de konuşmalar aktarıldı aynen...



dönelim bizim uğruna ölümlere gidilen kente...

o da dinledi anlattıklarımı şimdi.

aslında zaten biliyordu ama neyse :(


bilmez mi hiç?

ne padişahlar denedi dize getirmeyi;

ne başkanlar, ne başbakanlar!

ama olmadı…

hepsi dize geldi de o gelmedi.



gelenler aşık olduklarıyla kaldılar …

çünkü “AMA”lıydı aşkları,

hatta biraz da yamalı!



“sana aşığım caaaanım İstanbul, AMA şu seni sen yapan tarihten biraz feragat etsen” dediler…

feragat et de dev kondular serpiştirelim sağa sola…

çağdaş görün biraz da!



aşığım AMA, iki yakan bir araya gelmiyor bir türlü,

dur da biz getirelim o yakaları bir araya…

beton da yakışır hem boğazın derin sularına!



aşığım AMA biz nasıl nemalanacağız bu aşktan?

anlasana, iki gönül bir olunca samanlık seyran olmaz; şu topraklarını biraz da bize açsana!

tamam lafımız yok yeşil de çok yakışıyor sana AMA

neden bu kadar karşı çıkıyorsun ki otobana?

hem bak, nasıl da aşığım sana!


o AMA’lı YAMA’lı aşklara kanmadı bu koca kent…

hala da öyle.

şimdilerde yağmur olup yağıyor aşıklarının üstüne üstüne...

"aptal ıslatan" türünden ama...

böyle gösteriyor isyanını...

bakmayın siz, öyle suskun filan değildir o!

ASİ'dir bilirim.

hem de ne asi

bildiğini okur anlayacağınız.

dize gelmez kolay kolay!

baksanıza şimdiden kabarıyor da kabarıyor...

yoksa!

yoksa erguvanlar açar mıydı hala?