16 Haziran 2010 Çarşamba

KEKO'NUN HAYALİ


vakitlerden bir vakit,
gecelerden bir gece,
ve ormanlardan bir orman!
gecelerden gece olsa da gündüz gibi; ışıl ışıl etraf...
oysa yalnızca ayışığı var.
pırıl pırıl bir dolunayın aydınlığına teslim olmuş bir orman...

gecenin karanlığını delercesine bir ses yükseliyor ormanın derinliklerinden.
minik bir kız çocuğunun sesi bu!
ağlıyor.
ağlıyor ve susmuyor çocuk.
yatıştırıcı bir ses karışıyor çocuğun ağıdına,
annesi olsa gerek.

çocuk susmak bir yana avaz avaz bağırıyor artık...
yaşlı gözleri gökyüzüne çevrili...
minicik parmağı aydedeyi işaret ediyor,
"BEN AYDEDEYLE EVLENMEK İSTİYORUUUUUMMMMM"
anne hem gülüyor çocuğa hissettirmemeye çalışıp, hem "tamam kuzum" diyor, "evlen aydedeyle, bunda ağlayacak ne var?"
bakmayın siz aydedeyle evlenmek istemesine aslında gerçekçi bir çocuk o,
daha da çok ağlayarak "AMA NASIIIIILLL" deyip basıyor çığlığı,
"BEN BURADAYIM O ORADA, NASIL EVLENECEĞİZ?"
inanmıyor annesine...
annesi kucağına alıyor minik kızını,
aydedeye bakaaaa baka ıslak gözleri kapanıyor minik kızın.

x x x

oysa keko'nun kurabildiği en büyük hayal, depremde yıkılmayan bir ev!

x x x

aynı kız çocuğu.
yine ağlıyor.
şimdi de büyüyünce deniz kızı olmak istiyor.
ama üzüntüsü bu yüzden değil,
onu üzen, deniz kızı olduğunda artık denizde yaşayacak olması.
o zaman annesi ve babasından ayrılmak zorunda kalacak.
çünkü onlar artık büyükler ve isteselerde deniz kızı olamazlar.
nasıl görecek annesiyle babasını o zaman?
avaz avaz bağırarak sürdürüyor ağlamasını.
annesi yine yetişiyor imdadına,
"üzülme" diyor, "biz de iki katlı bir ev alırız. evin alt katı denizde olur, üst katında da biz yaşarız. ne zaman istersen görürsün bizi. ayrılmayız böylece"
önce hoşuna gidiyor bu fikir çocuğun.
ama sonra!
birden aklına deniz kızının ayaklarının olmadığı geliyor.
"deniz kızlarının kuyruğu olur. nasıl çıkarım merdivenleri ben. çıkamam ki!" diyor ve sürdürüyor ağlamasını.
hay allah!
annenin hızla bir çözüm üretmesi gerek...
"tamam" diyor anne "buldum..."
çocuk ıslak gözlerini çevirip umutla bakıyor gülümseyen yüzüne annesinin.
"asansör" diyor annesi, "asansörlü olur evimiz!"
"deniz kızının ayakları yok ama elleri var!"
"binersin asansöre ve düğmeye basıp gelirsin yanımıza her istediğinde"
ağlayan gözlerinde bir ışıltı beliriyor çocuğun.
başını yaslıyor annesine ve hayaline ulaşacak olmanın verdiği huzurla uykuya dalıyor.

x x x

keko deniz kızını biliyor mudur acaba?
o'nun en büyük hayali, depremde yıkılmayan bir ev!

x x x

küçük bir kız çocuğu bir hayal kuruyor...
hayali, uçan boynuzlu atların bulunduğu bir dünyada yaşamak.
öyle bir dünya ki, pembe bulutlar üzerine yerleştirilmiş!

x x x

keko pegasus'u da bilmiyor.
onun tek hayali depremde yıkılmayan bir ev.

x x x

annesi keko'nun hayalini anlatıyor kızına.
küçük kız şaşırıyor, "ne? bir ev mi?" diyor şaşkın yüz ifadesiyle, "onun evi yok mu?"
"yok" diyor annesi, "onun evi depremde yıkıldı"
"annesi de yok keko'nun" diye devam ediyor, "evleri yıkıldığında öldü o da!"
küçük kız "babası peki?" diye soruyor, "o hayatta" diyor annesi,
"babasıyla yaşıyor keko..."
rahatlıyor küçük kız sanki!

x x x

küçük kızın gözleri 23 nisan'da annesini arıyor.
annesi orada yok!
annesinin orada olduğunu hayal ediyor küçük kız.
ama olmuyor işte, herkesin annesi orda ama onunki yok!
oysa bu kendisinin de küçük bir aktörü olduğu ilk 23 Nisan...
gerçek dünyada hayal alemine yer yok!
üstelik çocuk olsan bile yok.
o bile anlıyor, hayal kuramaz oluyor.
küçük kız üzgün...
annesi de üzgün...

annesi yanına gelemeyecek kadar uzakta.
o, annesiz kalan keko'nun yanında olmak için kendi minik kızını annesiz bırakıyor!
küçük kız bu duruma anlam veremiyor!
keko da anlam veremiyor aslında.
o da kendi annesini istiyor yanında, küçük kız da...
iki çocuğun hayalleri de suya düşüyor...
iki çocuk da annesiz kutluyor çocuk bayramını.