10 Eylül 2010 Cuma

SİLAHLARIN GÖLGESİNDE YAŞAM - 11

aç, susuz ulaştık hakkari'ye.
bir gün önceki gerilim yatışmış, sokaklar normale dönmüş olsa da kepenkler yüksekova gibi hakkari'de de hala kapalı...
burada da bizi bekleyenler var.
hakkari esnaf ve sanatkar odaları birlik başkanı arif koparan ve belediye başkanıyla buluşacağız.
görüşmeyi şemdinli'deyken haberleştiğimiz hakkari'nin emektar, vefakar ve cefakar habercisi behçet dalmaz ayarladı.
ama ne bende ne ekipte derman yok.
çok yorucu bir günün akşamında en çok bir kişiyle röportaj yapabilecek gücü bulabiliyorum kendimde.
arif koparan'dan yana kullanıyoruz tercihimizi.

koparan'la buluşacağımız büroda çay ve su var mı diye soruyorum behçet'e, "ayıp ediyorsun abla lafı mı olur" diyor.
hava çok sıcak!
dikkatimi toparlamakta zorlanıyorum, kimse umurumda değil çay içmem lazım!
boş mideyle arka arkaya içtiğim kaçak çayın mı yoksa anlatılanların etkisi mi bilemiyorum ama toparlandım...

duyduklarım karşısında dikkatim kendiliğinden odaklandı hakkari sokaklarına.
son geldiğimdekinden çok farklı bir hava esiyor bölgede.
çukurca, hakkari, yüksekova, van gergin, hem de sanıldığından çok daha gergin.
oysa epey durulmuştu yakın zamana kadar.
oysa şimdi bir kıvılcım yetiyor şehri ayaklandırmaya.
hakkari'nin arka sokaklarına -özellikle de gerilimin tırmandığı günlerde- girmek isteyenlere parola sorulduğu anlatılıyor.
parolayı bilmeyenleri sokaklarına sokmuyor mahalleli.

ve güvenlik güçleri...
en çok onlardan ve uygulamalarından yakınılıyor.
arka sokaklarda polis kemerini çıkarıp, pantolonunu sıyırarak "hepinizin ...... ......... " diye bağırıyor diyorlar utana sıkıla, "bu çocuklar nasıl zaptedilir?".
anneler de izliyor bu görüntüyü, çocuklar da...
zaptedilemiyorlar.
öfke var, öfke herkesin burnunun ucunda.
arif koparan'la yaptığımız röportaj, işte bu bilgiler ışığında biçimleniyor...

goksu: bölgede son zamanlarda tırmanmakta olan bir gerilim var her zamankinden farklı bir hava esiyor buralarda. öncelikle siz bu tesbite katılıyor musunuz?
koparan:
tabi ki katılıyorum. bölgemizde bir savaş yaşanmaktadır. şu anki savaş, daha fazla kızışarak daha etkili biçimde devam etmektedir. bu savaşların da büyük sebepleri operasyonlar. bu sene yapılan operasyonlar ve habur'dan gelen barış grubu dediğimiz grup, yine hükümetimizin beklentileri doğrultusunda gelenlerden sonra gelişen bir hareket haline geldi. mevcut sistem barışı sindiremedi diye düşünüyorum ( habur'dan giriş yapan pkk'lıların sonradan tutuklanması ve kck operasyonu kapsamındaki tutuklamalardan sözediyor) çünkü gerçekten halkın umudu barıştı, bu yüzden bütün halkımız habur'a gidip onları bağrına basıp barışın sağlanması için beklenti içinde olan bir halk.

goksu: bölgede şöyle bir şey dikkat çekiyor: sanki söz geçirilemeyen bir kuşak yetişiyor... hakkari'de daha çok çocuklar, yüksekova'da delikanlılar dikkat çekiyor. bu kuşak birden bire mi çıktı?
koparan:
bu mevcut yaşanan savaşın sonunda çıkan bir kuşak. uzundere beldesi bile boşalmıştır. bu insanlar okumadan, birden bire şehir hayatının içine gelerek tabi ki bu hayata empoze olamaz. burada eğitimsiz, yoksul bırakıldılar. elbette bu kuşak böyle yetişecek. başka beklenti olamaz.

goksu: ama düne kadar böyle değillerdi, birden bire arttı.
koparan:
birden bire göçten dolayı arttı. beldeyi bile boşalttıysan, bu sonuçların olacağını zaten görmek lazım.

goksu: bu kuşak sizleri de endişelendiriyor mu?
koparan:
beni en fazla endişelendiren şu: 4 - 5 sene sonra bu kuşakla daha fazla hareketli daha fazla acımasız bir savaş sürecine girileceğini düşünüyorum. bu gün polisin de nasılsa bu kürttür diyerek saldırması, bu kuşakta ayrı etki yaratıyor. keskinleşen bi süreç yaşıyoruz.

goksu: peki diğer yandan barış çabaları var. yani ne anlamda var? devletin bir demokratik açılım girişimi var, kürt açılımı girişimi var. şiddetin tırmandığı bir ortamda başbakanın bir açıklaması var: "olaylara rağmen biz açılıma devam edeceğiz"... bu açılım bölgeye ne şekilde yansıyor?
koparan:
şimdi bölge olumsuz... zaten ismi bir kürt açılımı oluyor, daha sonra demokratik açılım deniyor... isimler günden güne değişiyor. malesef bu açılım bölgemize kesinlikle bir güven vermemiştir. çünkü içi boş bir açılım. hatta şunu ifade edeyim barış özlemi içinde olan toplumun, mahmur'dan gelen insanları öncelikle habur'da ifadesini alıp serbest bırakacaksın ve arkasından başta belediye başkanları siyasi parti temsilcileri, yöneticileri hepsini tek tek tutup içeri atacaksın... ben inanıyorum ki bu siyasi bir yargıdır, siyasi bir dayatmadır. birden bire bu kadar insanın yakalanması, hepimiz için umutların yitirilmesine neden olmuştur. biz kesinlikle bu açılımdan beklentili değiliz.
yani sistem kesinlikle kardeşliği kabul etmiyor, bundan rant sağlayanlar var, bundan vurgun vuranlar var, bunun üzerine hesabı olanlar var.


goksu: peki şunu farketmek lazım, ne ülkenin batısı doğudaki duyguları kavrayabiliyor ve empati kurabiliyor; ne de buradakiler batıdakilerle bir empati kurabiliyor, onların duygularını anlayabiliyor. oradan bakınca görünen tablo da şu: karakollara baskın yapıyorlar, çocuklarımızı öldürüyorlar. ne barışı? bu barış sahte bir talep deniyor?
koparan:
şimdi bu görev de özellikle medyamıza düşüyor. madem ki hep hakkari’den söz ediyoruz, hakkari sınır bölgesi. elbette ki olaylar olmuştur, dağlıca gibi. bu olaylar hakkarimizi de, ilimizi de rencide etmiştir. şöyle rencide etmiştir, hakkarilileri batı terörist diye görüyor. yani potansiyel suçlu olarak görüyor malesef. siz hakkari’yi biliyorsunuz, hakkari’de çok şükür halkın batıya karşı, devletine karşı öyle bir şey ifade etmediğini sizler de görüyorsunuz. ancak yaşanan bu süreç, bu vahşetçe (vahşice) saldırılar, bu vahşice cenazeler (beyyurdu baskınında ölen pkk'lıları kastediyor)... bakın ölüyor öldürülüyor, ölümdür. ortada bir savaş vardır, bunu kabul etmek lazım. adını ne koyarsanız koyun bir savaş yaşanmaktadır. çünkü bu bir aşiret isyanı değildir. bu burada kürtlerin kendi haklarını, kültürel haklarını, dilini alması için topyekun birlikte mücadelenin içinde olduğu bir savaştır. bunu 2 milyon, 3 milyon oyla da kıyaslamayın. kürtler kendi kültürlerini, dillerini illada ifade edecekler illada özgürce bunları kullanmak için mücadele edecekler, bu bir gerçektir.
yani ben kürdüm, kürt doğmuşsam bu günah değil ki! ben burada kendimi kürtçe ifade etmek zorundayım. ben kendim orta okula gittiğimde türkçe bilmiyordum…

goksu: edemiyor musunuz ?
koparan:
biz yıllarca baskı altında kaldık, hayır edemedik, edemedik…

goksu: şimdi?
koparan:
şimdi kürtçe konuşuyoruz, kürtçe ifade edebiliyoruz yani. hükümetimiz ne diyecek biliyor musun ne diyor sistemimiz? efendim zaten roj tv (trt şeş'i kastediyor) açıldı bilmem medya tv açıldı zaten...

goksu: trt şeş...
koparan:
biz trt şeş’i hiçbir zaman nazara almadık, almıyoruz da. sayın başbakanımızın açılımında hiçbir şeyi nazara almıyoruz, çünkü ciddiye almıyoruz. sayın başbakanımız bu konuda samimi değildir. onun samimiyetini görmediğimiz için o trt şeş’i de dinlemek istemiyoruz. çünkü samimi bir adım atmamıştır sayın başbakanımız, bu bir gerçektir. biz o kadar umutluyduk ki o açılımdan, artık ülkemizde barış olacak kürtler türkler kardeşliği pekiştirecek. tabi ki sayın başbakanın belediye başkanı da onun gibi düşünüyor. rize belediye başkanı (halil bakırcı), gidin diyor kürtlerden kız alın ki hasım değil, hısım olalım. böyle bir mantıkla bir yakınlık söz konusu olabilir mi? onun için biz bu açılımdan umutlu değiliz.

goksu: peki "savaş noktasına geldik" diye tanımlıyorsunuz, bu savaş nasıl duracak? yani bu gün dense ki ne istiyorsunuz? haklar vs. alın istediğiniz şu şu hakları, savaş bitecek mi o zaman?
koparan:
bitecek. savaşın muhatapları vardır. savaşın seçilen insanları vardır.

goksu: kimdir bu savaşın muhatapları?
koparan:
seçilenler var bu gün ankara’da bizi temsil edenler var. bdp'yi temsil edenler var. yani muhatapsız bir kürt örgütlüğü yoktur. kürtlerin her zaman muhatapları vardır. bunu ülkemiz de biliyor, sistem de biliyor ama ne yazık ki sanırım birileri durduruyor. tam bir açılımdan söz ediliyor, açılımın sadece "a" harfi söylenirken kalıyor. hiç bir açılımı halk görmedi ki. yoksa bu halk, barışa susamış, kardeşliğe susamış. bu gü bölgemizde harcanan bir para vardır, 300 – 500 milyar dolar para... bunun örtülü ödenekleri de var. örtülü hizbullahlar yaratarak, örgütler yaratarak kürt sorununun önünü kesemezsiniz. kürt sorunu diyalogla çözülür, kürt sorunu masada çözülür, kürt sorunu kürtlerle çözülür. başkaları ile değil. kimse başkalarından da medet beklemesin. çünkü bu işin muhatapları kürtlerdir ve kürtlerin bir sürü muhatabı vardır.
bakın öyle bir ülkeyiz ki hala kuzey ırak’ta kimseyi muhatap almıyoruz. kuzey ırak bu gün kendi başına bir tampon bölge olmuş. sınır kapımızın açılması için gidip söylüyoruz hükümetimize, muhatap yok karşımızda. ancak şunu ifade edeyim; bakın ırak’ta kürtler belli bir bölgede yaşıyor, suriye’de kürtler kimliksizdir, iran’da belli bir kıtaya sığdırılmış yaşıyor. türkiye’de kürtler her yerde yaşıyor. istanbul’da yaşıyor, izmir’de yaşıyor... onun için türkiye’de kürtlerin bölünmesi diye bir şeyi biz hayal bile etmiyoruz, düşünmüyoruz. o mantıklı değildir.
neymiş birileri silah satacak birileri rant elde edecek. asker de bizim çocuklarımız, gerillası da bizim çocuklarımızdır. bu gerillaç buranın insanlarının çocuklarıdır. bunlar niye dağa gitmiş? ülkemizin o hesabı kendisine çelişki içinde kalmayıp da sorması lazım niye?


goksu: son dönemde çok artış oldu mu dağa çıkışta?
koparan:
daha daha da çıkabilirler, yani çıkarlar bu baskılar oldukça.

goksu: artış oluyor mu peki?
koparan:
bakın şöyle ifade edeyim, bizim için bazı partiler ohal’in gelmesini istiyor. biz zaten ohal'den daha fazla ohal yaşıyoruz. bu ohal kimliğidir bakın (üzeri birkaç kez pvc kaplanmış olan nüfus cüzdanını çıkarıyor) çift kaplıdır, çünkü yetiştiremiyoruz kimliği. daha nasıl ohal'lik yaşayalım, ohal kimliğidir bak, iki tane iki defa kaplanmış.

goksu: neden iki defa kaplanmış?
koparan:
çünkü kimlik değiştirmekten yetiştiremiyorum. sürekli kimliğim elimde her tarafta kimlik vererekten onlarca aramadan geçiyorum. daha bu ohal değil de nedir? yani ohalin kralını yaşıyoruz. biz ohal sürecini de gördük, halen biz ohal'den çıkmadık ki, ohal'i bir daha isteyelim. ohal'le çözülmez, operasyonla çözülmez, savaşla çözülmez, kirlilikle hiç çözülmez.

soru: peki bu durumun daha da istenmeyen noktalara gelmesi sizleri enşelendiriyor mu?
koparan:
tabi ki endişelendiriyor, yani bugün türk'ü kürt'ü aynı kimliği paylaşan toplumlar olarak önümüzdeki süreçten çok endişeliyiz. biz bölünmeyi asla asla kabul etmiyoruz. ama malesef bu dayatmalar önümüzdeki süreçte bana o endişeyi yaşatıyor, bölünme noktasına kadar gelinmesi endişesini. sen ailenden kardeşini istemediğin zaman, kardeşin senden ayrılacak başka bir ev tutacak.

arif koparan'ın söyledikleri böyle...
(koparan'la çok değil, bir kaç hafta sonra hatay'da karşılaştım.
dörtyol ilçesi'nde çıkan olaylar için gittiğimde.
olayların ikinci günüydü ve o da esnaf ve sanatkar odaları birliği'nin düzenlediği bir toplantıya katılmak üzere hatay'a gelmişti.
bana arabasını gösterdi.
olaylar nedeniyle önlem almış ve kendi arabasıyla gelmek yerine adana plakalı bir araç kiralamayı tercih etmişti.)
röportaj bittiğinde hava kararmıştı.
yine de bir şeyler atıştırmadan önce sokakta gördüğüm gençlerle de konuşmak istedim.
onların ne söyleyeceğini merak ediyordum.
daha dün savaş alanı gibi olan şehrin sokaklarında karşıma çıkan ilk gence uzattım mikrofonu.
ama daha o konuşmaya başlamadan çevremiz sarıldı.
hepsinin söyleyecek bir sözü vardı.
ve hepsini dinledim ben de...
bir kulak verin siz de, bakın o taş atan gençler, birey yerine konulup samimiyetle dinlendiklerinden emin olunca taş atmak yerine neler anlatabiliyorlar...


goksu: dün savaş alanı gibiydi bu sokaklar... neden taş atılıyor? neden kendinizi böyle ifade ediyorsunuz?
gençlerden biri: birinci neden hakkari’de devlet teşkilatının polis ve askeriye kesiminin halkı ikinci plana atması. baskı görüldüğü zaman, insanlarımızın batıdaki ortamlardan dışlanıp ve kendi coğrafyasında bazı düşünceleri dile getirdiği zaman tabi ki tepki olabiliyor.
biz de biliyoruz taşlamanın iyi bir şey olmadığını. yani devlete karşı düşüncelerimizin iyi olduğunu biz de biliyoruz ama tabi gerektiği zaman bazen gerekiyor. kendi adıma konuştuğum zaman, örneğin şu an hakkari sokaklarında saat gece 10, yahut ta 11.30 olduğu zaman bir dragon panzeri ile karşılaşabiliyorsunuz. sorgusuz sualsiz bir hakkari genci olarak, en önemli olan bu, hakkari genci olarak alıp götürebiliyorlar. hem de sicilini göz önünde bulundurarak, hemen lekeleyebiliyorlar, birinci neden bu olması lazım.


başka bir genç: bir basın açıklaması olduğu zaman, biz de bu basın açıklamasına katıldığımız zaman polisler tarafından çok geniş bir güvenlik önlemi alınıyor. bunun sebebini anlamış değilim. yani neden? biz birbirimizi mi yiyeceğiz veya başka birilerini mi yiyeceğiz? biz bir şey anlayamıyoruz. polisin kışkırtmasından dolayı olaylar çıkıyor ve bu olaylar sırasında da kimsenin yapacağı hiç bir şey yok. polislerin bize gaz bombaları ile plastik mermilerle müdahale etmesi bizim zorumuza gidiyor. çoğu zaman bizim yaralılarımız oluyor. biz bunları hastaneye götürdüğümüz zaman, hastanede de polis zorluğu ile karşılaşıyoruz. polisin darpları ile karşılaşıyoruz. biz de böyle olmasını istemiyoruz. ben bir esnaf olarak böyle olmasını istemiyorum, fakat her şeyi millette bulmayın. polisin içinden de bunun olmasını isteyenler var. biz bunların yaşanmasını istemiyoruz, fakat bize yaşattırıyorlar malesef. bir hakkari genci olarak kendime haksızlık yapıldığını düşünüyorum. nasıl diye soracak olursanız, benim bir emniyete gidişimle istanbul’daki bir gencin, antalya’daki bir gencin emniyete gidişi farklı oluyor. ben evime giderken 10 tane kimlik kontrolü ile karşılaşıyorken, millet batıda ayda bir, üç ayda bir polis görmüyor. bize çok büyük bir haksızlık yapılıyor. ve biz de kürt halkı olarak demeyeyim insan olarak biz asla hakkımızı yedirmeyiz. asla da zulme karşı boyun eğmeyiz, ben şahsım adına konuşayım, ben asla zulme karşı boynumu eğmem. her zaman da benim alnım açık, biz kürtüz kürt olarakta yaşadık, kürt olarak da öleceğiz. kimse bizim kürtlüğümüzü, kimse bizim kimliğimizi, dinimizi, ırkımızı değiştiremez. biz ölene kadar da böyle kalacağız. eğer bizi bitirmek isteyen varsa buyursun gelsin bitirsin. biz kendimizi harcatmayız.

bir başkası: ben de şunu söylemek istiyorum. şu an belki türkiye’de medya ekipleri var. şu an cnn türk hakkari’de. şu an dağların arasında hakkari’de, terör olarak bilinen bir yerde. örneğin bir ali kırca'nın burada olup, halkla iç içe olması lazımken, siz buradasınız ve dağların arasındasınız. belki çocuğunuz bile vardır, buraya gelmeniz ve halk içerisine girmeniz türk ya da kürt olmanız önemli değil. insan olmanız yeterli. bir dili kullanmanız yeterli. burada olup bizim sesimizi gerek meclise gerek başbakana duyurmanız bizim için çok önemli. çok teşekkürler. bizi onurlandırıyor. çok teşekkür ediyoruz hakkari gençleri için.

başka bir genç: türk medyası olarak sizin de hatalarınız var. niye diyeceksiniz, burada üç asker şehit oluyor, hemen bütün kanallar üç askerimiz şehit oldu flaş haber, bu dağda ki insanlar da ana baba çocukları. biz roj tv'de baktığımız zaman kimisinin kafası kopmuş kimisinin gözü çıkartılmış. siz niye bunları medyaya taşımıyorsunuz da en ufak bir olayda en ufak bir taş atışta her şeyi göz önünde bulunduruyorsunuz. biz medyanın da özgür olmasını istiyoruz. siz dağdaki insanların da cesetlerini görüntülemek zorundasınız, şehit olan askerlerin de, şehit olan cenazelerin de. sizin biraz daha ılımlı olmanızı istiyoruz, sınırlı özgürlük değil yani tam özgür olun basın olarak.

başka biri: polisler bizi kışkırtıyor biz de taş atmak zorundayız. gaz bombaları ile mahalleyi basıyorlar, evleri basıyorlar, bizleri kışkırtıyorlar, biz de taş atmak zorundayız.
esnaf kepenk kapattığı zaman deniyor ki, zorla kapatıyor. belki eskiden böyle oldu ama bu gün de böyle mi? alakası yok. devlete karşı tepki olarak kapatıyor. yani polis şu an bize gaz biberi atıyor milleti dağıtmak için. ama direk atıyor ki öldürmek için. yani şu an yaralılar var, kafasından yaralanan, yani polisin bunu yapması mı gerekiyor?


başka genç: sayın başbakan bir baksın televizyonlara, medyaya bakalım ki türkiye’de hakkari’de var mı yok mu? eğer hakkari varsa, hakkari halkına sahip çıksın. biber gazı manyağı olmuşuz. bütün yeşermiş alanlarımıza baksanız artık meyvelerimiz hiç yeşermiyor. neden yeşermiyor? çünkü nereye hangi sokağa baksanız ki sis bombası... artık bu gençlere baksanız, yarın sınava girecek KPSS öğrencileri giremiyor. neden giremiyor? psikolojik olarak yıkılmışız. neden yıkılmışız? bir baksın bir hakkari’ye baksın bakalım, hakkari’de hiç bir yatırım yok. şu anda baksanız 20 tane ambulansımız var. ambulans 112'de her gün yollarda. neden bunlar yollardadır? başbakan bunların hiç hesabını veriyor mu? neden? çünkü hastanemizde doktor yok, eğitim yok. neden hakkari her sene öss'de sonuncu geliyor? başbakan hiç hakkari halkının sorunlarına bir bakmış mı? bir baksın bakalım. biz özgür bir kimlik istiyoruz, biz fazla bir şey istemiyoruz. neden kadınlarımızın hepsini eziyor? dün dört bir taraftan polisin, sayın valimizin ve sayın emniyet müdürümüzün üzerimize gaz bombaları ile saldırmaları ile bugün biz bunları neden çekiyoruz. batıdaki bir gençle ne farkımız var? onlar denizlerde yüzerken biz niye gaz bombaları yiyelim?
başbakan çıkıyor burada böyle olmuş, burada şöyle olmuş anlatıyor. peki hakkari onun yaşadığı şehrin memleketi değil mi? biz de insan değil miyiz? peki gazze'deki insanlardan bizim farkımız yok mu? orada bütün her şeyi veriyorlar, buradakiler böyle eziliyor. peki kendi halkının ezildiğini görmüyor mü?


uzun bir konuşmanın ardından gençlerle vedalaşıyoruz.
kendilerini ifade etme olanağı bulmanın bile ortamı nasıl yumuşattığına tanık oluyoruz.
niye kimse konuşmuyor onlarla?
neden kimse dinlemiyor?
çok mu zor biraraya gelmek ve karşılıklı konuşmak, çözüm aramak?
kendilerine potansiyel suçlu muamelesi yapılmasından duydukları rahatsızlığın önüne geçecek bir formül geliştirmek mümkün değil mi?
diğer basın mensuplarının onları gördüğü an çil yavrusu gibi dağılmaları neden?

cevapsız öyle çok soru var ki...
seslerini duyurabildikleri tek kanal roj tv.
roj tv -belki de bu yüzden- çok etkili bölgede.
o kadar etkili ki,10 yaşındaki bir çocuk, kepenk kapatmayan 60 yaşındaki bir dükkan sahibinin karşısına dikilecek gücü buluyor kendinde.
dikilmekle kalmıyor, kapattırıyor dükkanı.
aksi halde o dükkan sahibi roj tv'de deşifre ediliyor çünkü...
ve sonra barınamıyor oralarda.
terkedilmiş bir saha gibi hakkari.