23 Temmuz 2010 Cuma

SİLAHLARIN GÖLGESİNDE YAŞAM - 3

diyarbakır ve lice'nin yapraklı köyü'nde geçirdiğimiz ilk gün, birkaç ay öncesine kadar sükunetin hakim olduğu güneydoğu'da havanın elektriklendiğinin önemli ipuçlarını vermişti...
bu tesbitin ne kadar doğru olduğunu test etmek için karşıma gelen herkese sohbet arası ardı arkası kesilmeyen sorular sormaya başlamıştım. buna diyarbakır'dan kiraladığımız aracın şoförü de dahil.
yıllardır çalıştığımız mustafa iritaş, önceden yaptığı anlaşma gereği başka bir ekibe angaje olduğu için bizi yönlendirdiği şoför de -her ne kadar çalıştığımız süre içinde ne yaptıysa zerre kadar güvenimi kazanamamış olsa da- tesbitime katıldı.
bölgede son dönemde çok şey değişmişti.
yerleşim birimlerini birbirine bağlayan yollarda, 90'lı yıllarda olduğu gibi kontrol noktaları sıklaşmış; kritik bölgelere gidildikçe, akşam saatlerinde yolculuk yapmak yeniden riskli hale gelmiş; en önemlisi de -gündelik haberlere çok fazla yansımıyor olsa da- artık yalnız kırsalda değil, kent merkezlerini ilçelere bağlayan yollarda da mayınlar patlamaya başlamıştı... en yakın örnek de gitmemizden bir gün önce, bizim de kullandığımız lice - yapraklı arasındaki yolda patlatılan mayındı...
bu tesbitlere doğan haber ajansı(dha)'nın bölge temsilcisi gurbet gökçe de katılıyordu.
gurbet'le lice dönüşü, diyarbakır gazetecilerinin uğrak yeri olan cemiyet lokali'nde buluştuk.
yeşillikler içine serpiştirilen masaları, diyarbakır ve bölgeye özgü türküleriyle yemeğin bahane, sohbetin şahane olduğu bir mekandır burası.
gurbet de uzun yıllardır, diyarbakır üzerinden tüm bölgeyi kontrol ediyor.
kısacası antenleri iyi çalışır, gelişmeleri serinkanlılıkla değerlendiren deneyimli bir habercidir...
gurbet'in anlattıkları da izlenimlerimizi doğrulayınca artk şüphem kalmadı.
biz masadayken bile bir sonraki durağımız olan hakkari ve yüksekova'dan tansiyonun giderek yükseldiği haberleri geliyordu.
planımız ertesi gün diyarbakır'daki çalışmayı tamamladıktan sonra gece şırnak - uludere hattını izleyerek çukurca üzerinden önce hakkari'ye sonra da yüksekova'ya ulaşmaktı.
gurbet bu planı çok riskli buldu. sözü edilen yol için "kesinlikle gündüz geçmelisiniz" dedi ve özellikle de beni ikna etti. çünkü ekibin kalan kısmı, başta da şoförümüz, hakkari'ye bitlis - tatvan - van hattından gitmekten yanaydı.
ısrarlar boşunaydı. zira o yoldan gitmek zaten amaca uygun değildi. bölgeye turistik gezi yapmaya gelmemiştik. kafamdaki habere uygun olan güzergahta ısrarlıydım ama gurbet'in uyarısı da yerindeydi.
böylelikle gurbet'in uyarısını dikkate alarak geceyi cizre ya da silopi'de geçirip hakkari'ye yine şırnak üzerinden gidilmesi konusunda uzlaşı sağlandı.
zaten güzergah üzerindeki köyler ve kentlerdeki havayı koklamak için de en uygun zaman gündüz saatleriydi.
ertesi sabah diyarbakır ticaret odası başkanı galip ensarioğlu'yla röportaj yapmak için buluştuğumuzda -gerek uyarılar, gerek tanık olduklarımız ışığında- bölgedeki atmosfere az çok hakim olmuştum.
bu veriler ışığında başladık konuşmaya...


galip ensarioğlu - diyarbakır ticaret odası başkanı


göksu - güneydoğu’da tam da “ortam rahatladı, insanlar ellerini kollarını sallayarak huzurlu bir şekilde yürüyebiliyor” dediğimiz bir noktada yeniden elektrikli bir hava hakim olmaya başladı. yeniden tırmanışa geçen bir gerilim var. ve bunun etkilerini de artık sokaklarda görmeye başladık. bölge halkını nasıl etkiliyor bu tablo?

ensarioğlu - tabii ki olumsuz etkiliyor. sadece bölge halkını değil, tüm türkiye’yi olumsuz etkiliyor. gördünüz dün üç tane cenaze kalktı. üç askerin üçü de kürt. biri ığdır’a, biri kars’a, biri antep’e gitti. yani bunun kürt, türk olması farketmiyor. ölenin asker ya da pkk’lı olması da farketmiyor. bizim insanımız hepsi. kendi içimizde var olan bir sorunu çözemeyen bir siyaset mekanizması sonucunda işte 25 yıldır türkiye’nin yaşadığı süreci hepimiz biliyoruz. 42 bin ölü, binlerce sakat, binlerce yaralı...
bir trilyon dolara varan kayıptan bahsediliyor. moraller bozulmuş, her şeye rağmen bugün türkiye dünyanın 17’nci büyük ekonomisi. türkiye ciddi bir girişim atağında, ciddi bir ticaret atağında, genç nüfus, dinamik nüfus, insan kalitesi fena değil.
bütün bunlara baktığımız zaman, bunların olmadığını düşündüğümüz bir türkiye’nin nerelerde olabileceğini hesap etmek bile neredeyse zor..

göksu - peki insanlar… sokaktaki insanlara baktığımızda bir endişe baş göstermiş durumda. yani her an her yerde her şey olabilir tedirginliğini gördük biz. bu noktaya nasıl gelindi, neden gelindi?

ensarioğlu -
şimdi tabii ki türkiye ciddi bir değişim ve dönüşüm sürecini yaşıyor. türkiye ciddi reformlar, ciddi anayasal değişiklikler, zihinsel değişiklikler yaşıyor. bütün bunları yaşarken işte 80 yıllık bir cumhuriyet ve bu cumhuriyet bu güne kadar statükocu bir yapı ve bu statükocu yapı da devletin her tarafına ait olmuş ve bu yapıdan beslenen bürokratlar var, zenginler var, kurumlar var. bu yapının değişmemesi için ciddi bir direnç var. halktan ciddi bir talep var. yani değişim yönünde, bu değişimi istiyor.

değişimden kasıt, neticede şimdi tüm dünyadaki demokratik standartlar bellidir. yani türkiye’de bugüne kadar kürtlerin, alevilerin, alt tabakanın, muhafazakar çevrenin, her kesimin çeşitli sıkıntıları var. bu sıkıntıların giderilmesi gerekiyor. ki bunları konuşuyor olmamız, bunlara dair sürekli sorun yaşıyor olmamız herkeste moral bozukluğuna ve enerji kaybına sebep oluyor. yani türkiye bunları tartışmamalı, neyi tartışıyoruz ya? kimi? yani şunun hakkını verelim mi vermeyelim mi? ne hakla tartışıyoruz bunu yani? birilerinin hakkını vememek gibi bir lüksü kim kendinde görebiliyor? ne bu devlet erki kendinde görebilir ne kurumlar ne de başkaları görebilir. yani bunu adam gibi vermesini bilmemiz lazım.

göksu - nedir haktan kastınız?

ensarioğlu -
haktan kastımız, türkiye’de yaşanan sorunları biliyoruz. türkiye’de bir kürt sorunu var. kürtlerin demokratik hak ve talepleri var. alevilerin çeşitli talepleri var. muhazafakar çevrenin, başörtülülerin...

göksu - biz burayı konuşuyoruz, bölgenin sorularını.

ensarioğlu -
başörtülüler burada da var. yani burada imam hatip mağdurları yok mu? burada sadece kürt sorunu mu var? türkiye’de var olan sorunların hepsi burada da var. burada var olan tüm sorunlar kürt sorunu da dahil istanbul’da da var. neticede türkiye’nin topyekun değişimi, dönüşümü bu. dünyanın demokratik standartları bellidir. sürekli kafalar karışık, bunlar ne istiyor diye bir şey yok. dünyadaki standart bellidir. avrupa birliği’nin standartları bellidir. yani hangi hukuka göre bunu çözmek istiyorsa, islami hukuka göre çözmek istiyorsa islami hukuka göre çözsün, şeriat hukukuna göre çözmek istiyorsa bu da çözümdür. genel insani değerlere göre çözmek istiyorsa bu da bir ölçüdür. veya dünyanın kabul ettiği standartlarda çözülsün.

göksu – “çözülsün de nasıl çözülürse çözülsün diyorsunuz?

ensarioğlu -
tabi tabi. çözsün de! yani insani bir sorun yaşıyoruz. bu insani sorunu türkiye’nin çözmesi lazım.

göksu - çözülmesi istenen şey somut olarak ne?

ensarioğlu -
yani kürtlerin talepleri arasında eğitimde ana dilden tutun, yer yöre isimlerinin iadesine, kürdoloji enstitüsüne, seçim yasalarının değişmesine, seçim barajının düşürülmesime, temsilde adaletin sağlanmasına, yerel yönetimlerin güçlendirilmesine pek çok madde var.

göksu - demokratik özerklik talebi var bir de...

ensarioğlu -
hayır, hayır. yerel yönetimlerin reformu, il idaresi reformu, yani yerinden yönetimin güçlendirilmesi. bu türkiye’nin genel bir sorunu ama kürt sorunu da bunun içinde.

göksu - bdp’yle biz görüştük. demokratik özerklik konusunu bir şekilde…

ensarioğlu -
şimdi bdp’nin filan tabii ki, kendi talepleri olabilir. yani şimdi siz kürt sorununu çözmek istiyorsanız, bdp’nin de kendine ait talepleri vardır, başkasının, kürt partileri vardır, onların farklı talepleri vardır. bunlar hiç kimsenin vazgeçilmez talepleri değil. ama türkiye’nin genel bir kürt sorunu vardır. kürtlerin genel talepleri vardır. genel talepleri siz karşılarsınız, diğeri siyasi bir partinin talebidir veya önerisidir. yani bu tartışılır. olur, olmaz, bunlar vazgeçilmez değil. bunlar kürtlerin olmazsa olmaz talepleri değil yani.

göksu - bu noktada ben şunu merak ediyorum. yakın zamanda cemil bayık’ın bir açıklaması oldu. bu açıklama belki sizleri bağlamıyor olabilir ama söylenen ifadeler çok net: ‘demokratik özerklik talebi konusunda biz hükümetle bir uzlaşmaya varamadık ama bu demokratik özerkliği hayata geçirmeyeceğimiz anlamına gelmez. bundan sonra biz kendi sürecimizi işleteceğiz ve yakın zamanda da bunun resmi açıklamasını yapacağız. şimdi bu açıklama dağdan yapılıyor. dağdan yapılan bir açıklamanın nasıl bir etkisi ya da bağlayıcılığı var.

ensarioğlu -
şimdi bu söylemler kendilerini bağlar. sonuç itibariyle hükümet veya devlet sorunu çözemediği müddetçe bu tür şeylerle biz sık karşılaşacağız. dağdan bir açıklama yapılır, abdullah öcalan bir açıklama yapar, bdp farlı bir açıklama yapar... yani biz kürt sorununu çözemediğimiz müddetçe, sürekli farklı açıklamalar gelecek ve bu açıklamalar bir müddet sonra kendi içinde farklılaşacak. yani dün pkk’nın ya da abdullah öcalan’ın söyledikleriyle, bu gün söyledikleri arasında da çok fark var. yani bunlar sürekli değişecektir. ama bunlardan ziyade kürt sorununu çözmek lazım. yani hükümetin muhatabı tüm kürtlerdir.

göksu - yani hükümet bu sorunu çözse dağdan bu açıklama gelemez mi diyorsunuz?

ensarioğlu -
tabii ki… devletin muhatabı direk, vatandaşı olan kürtlerdir. ve kendi vatanadaşlarına vermesi gereken haklardır. bu haklar verildiği zaman, genel anlamda da kürtlerin tamamı muhattap kabul edildiği zaman, talepler karşılandıktan sonra zaten onların dağda kalış sebebi ortadan kalkacak. yani sürekli bu sorun çözülmedikçe yeni yeni bir takım öneriler, farklı bir takım projeler ortaya atılacak tabii ki.


göksu - şöyle bir savunması var bu noktada hükümetin: bundan 15-20 yıl önceye gittiğiniz zaman bu gün adını bile zikredemeyeceğiniz, konuşamayacağınız şeyler bu gün bölgede artık rahatça konuşulabilir duruma geldi. ama o zaman da deniyordu ki biz bu talepleri karşılarsak terör biter… o günkü talepler karşılandığı halde terör bitmedi, diğer talepler de karşılansa terör yine bitmeyecek, çünkü oradan besleniyor?

ensarioğlu -
yanlış bir bakış tarzı. türkiye’de gelişmelerin olduğu doğrudur. 10-15 yıl öncesine nazaran türkiye’de çok büyük reformlar ve demokratik açılımların yapıldığı doğrudur.

göksu - ama şimdi bölgede 10-15 yıl öncesine sanki tekrar bir dönüş var gibi?

ensarioğlu -
hayır yani ben sorunuza cevap vereyim, yani tamam demokratik açılımlar oldu türkiye 15 yıl öncesine göre çok büyük atılımlar, farklı demokratik reformlar falan yaptı, gelişmeler var. ama bu gelişmeler lütuf değil. kimse bunu bir lütuf diye bizlere sunmasın, bunlar gasp edilmiş hakların iadesidir. ama birtakım gelişmelerin olması, bundan sonra talep edilen hakların verilmemesinin bir gerekçesi olamaz. daha istenen noktaya gelinmedi. türkiye demokrasisi henüz tam anlamıyla dünya standartlarını yakalamış değil. bu anlamda henüz talep edilenler yerine gelmedi diye verilenleri siz gerekçe gösterip “bu iş bitti” diyemezsiniz. yahut terörün bitmesi için, şiddetin bitmesi için işte bir şeyler verdik niye durmuyorsunuz demenin de bir mantığı yok. siz kürt sorununu çözersiniz bütün hakları vererek, ardından da şiddeti bitirmek için pkk’ya dağdan ineceği bir formül sunarsınız. pkk’ya kabul edilebilir bir formül sunmuş değil hükümet. yani kürt sorunu başta çözülecek, kürt sorunu çözüldükten sonrada bu sefer pkk bu çözüm sürecine dahil edilecek. pkk’nın dağdan inmesi için kabul edilebilir bir önerinin, bir formülün uygulanması gerekiyor.

goksu - ama bu noktada net bir tutum var: “devlet terör örgütüyle masaya oturmaz”…
ensarioğlu - masa değil bu kastettiğimiz. yani her şey birbirine karıştırılıyor ve engellemek için hemen muhataplık, masaya oturmak gibi bir şey veya “boyun eğmek”… devletin boyun eğmesi falan istenmiyor. devlet bu vatandaşlar için vardır. devletin kendi vatandaşlarının haklarını vermesi ve ardından geçmişte demokratikleşmeyen bir türkiye’nin o günkü sorunlarının içinde yaratılan pkk gibi bir olgunun da bir şekilde çözülmesi gerekiyor. yani buna çözüm üretmesi gereken yine devlet, yine hükümet. kendi kendine çözülmüyor bunlar. çözüm üretmek lazım. ve bundan da rahatsız olmamak lazım. muhataplık, boyun eğmek, masaya oturmak falan değil. bu söylemler sorunun çözümünü engeller. insanlar ölüyor ya insanlar ölüyor. insanlar ölürken, siz efendim ben muhatap olmam… öldürürken muhatapsın, çözerken niye muhatap değilsin. her gün muhatapsın, her gün birbirinizi öldürüyorsunuz. bu lafları bırakmak lazım. bu işi çözmek lazım. bu işte kendiliğinden çözülmez. bu işi çözecek olan, devletin bizatihi kendisidir. hükümetin bizatihi kendisidir.

göksu – peki, şimdi biraz da güncel hayata dair değerlendirmenizi rica edeceğim. bu bölgeye ben de uzun yıllardır gelen bir gazeteciyim. 90’lı yıllarda geldiğimizde burada gerçekten çok farklı bir hava vardı, atmosfer ürkütücüydü. ama son yıllarda tam tersine diyarbakır’da hem gelişmişlik tablosu açısından –yalnız diyarbakır’da değil, pek çok noktada- genç kızların delikanlıların da rahatça dolaştığı bir hava esiyorken; şimdi son birkaç aydır 90’lı yılları çağrıştıran farklı bir tablo kendini hissettiriyormuş gibi bir izlenim edindim ben. şunu kastediyorum, siz buradan gece yarısı çıkıp başka bir şehre gidebilirdiniz, kontrol noktaları büyük ölçüde kalkmıştı. şimdi görüyoruz ki yeniden konmaya başlanmış. görüyoruz ki geçmişte belli bir saat sınırı vardı şimdi yeniden o belli bir saatten sonra en azında kritik yerlere geçişler konusunda temkinli davranışlar var. bu gidişatı neye yorumluyorsunuz?

ensarioğlu - tabi ben o kadar olumsuz bakmıyorum. evet bu gün yaşananlar hepimizi hem moral bozukluğuna hem de endişeye sevk ediyor. bu anlamda vatandaşın endişelenmesi kadar haklı bir şey olamaz. ama yani bugün türkiye çok önemli bir değişimin eşiğinde, bunu çok iyi algılayıp ve doğru bir metotla çözerse, aynı zamanda çözüme de en yakın olduğumuz andır bu an. kimse şiddetin bu kadar tırmanmasından umutsuzluğa kapılmasın. çünkü milletin ‘yeter’ dediği bir andır. herkesin “artık yeter” dediği bir andır bütün türkiye’de. ama buradan siyaset mekanizmasının bir şekilde siyasi kaygıları bir tarafa bırakarak bir çıkış yolu bulması lazım.

goksu - sokağı konuşursak… şunu kastediyorum, bu gün itibariyle çözüm aşamasına gelinmediği çok aşikar?

ensarioğlu - hayır ben öyle düşünmüyorum. hiç öyle düşünmüyorum. bir irade yeter.

göksu - ben olan açısından söylüyorum. umutlar ayrı, beklenti ayrı?

ensarioğlu – umut, beklenti değil, şimdi bu gün hükümet bu işte ısrarlıyım çözeceğim diyor. ama tabi ki nasıl çözeceğini bilmiyor. zaman zaman eline yüzüne bulaştırıyor ama neticede kararlıyım, çözeceğim, bundan geri dönmeyeceğim gibi bir iyiniyet iradesi var. bu iyiniyet iradesinden bir çıkış yolu bulabilir hükümet. bu iradenin samimi bir şekilde algılandığı noktada ben bu işlerin biteceği kanaatindeyim.

göksu - diyelim ki bitmedi, diyelim ki olağanüstü hal yeniden bölgeye geldi. şimdi siz hayır diyorsunuz ama biz köylere gittik dün oradaki insanlarda var bu endişe. daha önce köyü boşaltılmış insanlar, bu gün gerginler, elektrikliler. yani sizin bulunduğunuz yerden belki daha makro baktığınız için bu görünmüyor ama daha dar açıdan bakan insan yaşadığı şeyi görüyor. sizin gördükleriniz yok o tabloda?

ensarioğlu - geçmiş tecrübelerden, yaşanan acılardan endişe duyanlar mutlaka olacaktır. yani o kaygılar o korkular birilerini endişelendirecektir mutlaka ama türkiye o saçma dönemlere geri dönemez. türkiye olağanüstü hal dönemlerine, sıkıyönetim dönemlerine dönemez. öyle bir şey türkiye’nin felaketi olur. o açıdan hiç böyle bir şey düşünmüyorum yani.

Goksu - siz düşünmüyorsunuz da ben o insanların kaygısıyla empati kurarak sizden değerlendirme istedim?

ensarioğlu - kaygı ayrı, realite ayrı. şimdi realiteler üzerinden birşeyler konuşmak lazım.

goksu - peki önümüzdeki süreç nasıl şekillenecek? bu olaylara ne yapılacak? nereye doğru gidiyoruz baktığımız zaman? şunu da ekleyerek sorayım bu soruyu, son dönemde yine veriler gösteriyor ki, resmi bir verisi yok bunun şüphesiz ama diyarbakır’da da ilçelerde de gençlerin dağa gidiş oranlarında bir artış var son dönemde. altı aylık bir zaman diliminde, mesela o gençleri nasıl tutmayı düşünüyorsunuz, nasıl bağlamayı düşünüyorsunuz?

ensarioğlu - biz bağlayamayız, burada bu sorun çözülmediği müddetçe bunlar yaşanacak. ne zaman şiddet tırmanmışsa dağa çıkışlar artmıştır. dağdan inişlerin teslim olanların söylendiği dönemde aynı zamanda çıkışlarda artıyor. sorun çözülmediği, gençlere umut veremediğiniz müddetçe, gençlerin yapacak bir işi gücü olmadığı müddetçe bunlar devam edecek. en kötü şey bir insanın kendine “kaybedecek neyim var?” diye sorduğu zaman, eğer verecek cevabı yoksa kendine bunun kadar kötü bir şey olamaz.

goksu - kaybedecek şeyi olmayanlar her şeyi yapabilir yani?

ensarioğlu - ama tabi ki bu gençler sadece kaybedecek şeyi olmadığından dağa gitmiyor, bunu da bilmek lazım. bu sorun çözülemediği müddetçe bunlar yaşanacak.

goksu - yakın zamanda diyarbakır’daki sivil toplum kuruluşlarının bir çağrısı oldu. az önce sizin ifadeniz doğrultusunda söylüyorum aynen, pkk’ya eylemsizlik çağrısı devlete de operasyonları durdurma çağrısı yaptınız. şimdi böyle bir çağrı yaptınız ama sizin çağrınız önce sanki yalnızca pkk’ya eylemsizlik çağrısı yaptınız gibi anlaşıldı. sonradan hatta ikinci bir açıklama geldi sizlerden ve “operasyonlar da dursun” dediniz. “eğer sadece pkk’ya bu çağrı yapılıyorsa biz olumlu bakarız” dedi başbakan erdoğan da yaptığı açıklamada ve “kalkıp ta bize kimse operasyonları durdurun diyemez. eğer bir saldırı varsa türkiye cumhuriyeti ordusu ile de bunu savunmak durumundadır”diye de ekledi?

ensarioğlu - dikkat ettinizse biz pkk’ya eylemsizlik kararı alsın, operasyonlar dursun dedik. pkk eylemsizlik kararı aldığı zaman zaten saldırılar olmayacak ve saldırılar olmadığı zaman da operasyonların durması gerekiyor. çünkü siz operasyonları da artırdığınız zaman bu ölümlerin önüne geçemiyorsunuz. şiddet ve ölümler de devam ettiği müddetçe çözüm zorlaşıyor. bu gün iki de bir hem hükümet kanalından hem de devletin çeşitli kademelerinde veya cumhurbaşkanı’nın beyanatında “şiddet devam ettikçe çözüm güçleşiyor” diye ifadeler kullanılıyor. o zaman şiddeti durduralım. pkk eylemsizlik kararı alsın, operasyonlar da dursun. ilk önce kan dökülmesin bu ülkede, ondan sonra da çözüm için ciddi bir şekilde irade ortaya konulsun ve çözüm süreci başlatılsın. somut adımlar atılsın. somut adımlar atıldıktan sonra da az öncede ifade ettim pkk da bu çözüm süreci içine bir şekilde dahil edilsin. dahil edilsin derken muhatap alınsın değil kastım. yani pkk’ya kabul edilebilir bir çözüm sunmak zorundasınız. pkk çünkü silahı elinde bir pazarlık aracı olarak tutuyor. hak arama yöntemi olarak tutmuyor artık. bunu iyi bilmek lazım. pkk aynı zamanda siyasallaşmak istiyor. kendi tabanı üzerinden bir siyasi partiye yön veriyor. sendikalarla görüşüyor, sivil toplum kuruluşları ile muhatap oluyor. kjk gibi siyasallaşma aracı olan yeni yapılanmaya giriyor. yani PKK artık siyasallaşmak istiyor. ve silahı da elinde bir pazarlık aracı olarak kullanıyor. pazarlık aracı derken, devletle pazarlık olmaz denilebilir ama yani bir garanti olarak elinde tutuyor. yani kürt sorununu çözseniz de pkk’ya bir çözüm sunmadığınız müddetçe silahı elinden bırakmayacak. silah bir hak aramak amacıyla pkk’nın elinde durmuyor. kendisi açısından bir pazarlık aracı olarak kullanıyor.

göksu - kürt sorununu çözseniz de pkk silahı bırakmaz mı dediniz?

ensarioğlu - e tabi ki, yani kürt sorunu çözülse bile siz pkk’yı görmezden gelip, on binlerce insanı dağda çözümsüz bıraktığınız zaman bu çözüm bir şekilde sabota edilecektir.


ensarioğlu'yla yaptığımız röportaj sona erdiğinde önümüzde bizi bekleyen uzun bir yol vardı. önce diyarbakır sokaklarından sesi duymalıydık. sonra da şırnak baro başkanı nuşirevan elçi'yle buluşmak üzere cizre'ye gitmek üzere yola çıkacaktık.

devam edecek...