4 Ağustos 2010 Çarşamba

SİLAHLARIN GÖLGESİNDE YAŞAM - 6

"dağda bir kaç ay kalınca, gözü keskinleşir,
kulağı her zamankinden iyi duyar,
her türlü koku rüzgar hızıyla ulaşır burnuna adamın!
şehrin konforuna alışkın olanlar şampuan kullanmak ister,
ölüme davetiyedir bu.
kullanamazsın buralarda şampuan filan.
sabun kullanacaksın. yeşil sabun.
hani derler ya sigara yaktığında ateşi seni eleverir diye...
ateşten ibaret olsa keşke, ben dağda sigara dumanının kokusunu bir kilometre öteden alırım!
biz ateş yakmayız dağda, yemek ısıtmak filan yoktur.
konserve en uygunu..."


silopi'den sonraki durağımız olan şırnak'tayız.
sabahın ilk ışıklarıyla uyanıp, apar topar kahvaltı yaptıktan sonra yola düşmüş,
yine önce ölüm kuyularını, ardınadan gabar ve cudi dağının tam ortasındaki kasrik boğazı'nı geride bırakmış ve 09.00 sularında şırnak'ta olmuştuk.
2.5 yıldır dağlarda operasyondan operasyona koşturan bir yetkiliyle yapılan ayaküstü sohbette konu dağlara, dağdaki hayata gelmişti.
ve bu sözler anlatmaya yetti de arttı bile dağların kokusunu.
bir yanımız cudi, diğer yanımız beslerdereler, az ötede gabar dağları...

öyledir gerçekten de dağlar...
sunduğu koşulları önkoşulsuz kabul etmenizi ister sizden,
doğayla bütünleşmeden barınamazsınız oralarda.
değil pişen etin kokusu, ısınmak için yakılan odunun dumanı bile bir başka tepeye gönderilen mesaj gibidir...
ha ateş yakmışsınız ha "N 28 E" diye koordinat vermişsiniz...
aynı şey!
bağdat caddesi'nin orta yerine tezek yığdığınızı düşünün!
birbiriyle yarışan parfüm kokularının arasından sıyrılır ve ne yapar eder burnunuza ulaşır o koku.
caddenin neresinde olsa bulursunuz tezek yığınını.
ortama ait değildir.
yabancıdır.
aynı tezeği dağa koy, tezek özne olmaktan çıkar.
karışır diğerlerine, kokusunu aldınız diye peşine düşmez, dahası rahatsızlık bile duymazsınız.
bütünün bir parçasına dönüşüverir.
mütemmim-cüz!

* * *

"psikolojik tedavi görelim diyorsun,
gidiyorsun doktora, üstelik sana deli yaftası yapıştırmalarını da göze alarak gidiyorsun.
adam kalkıp sana 'stresten uzak duracaksın' diyor!
e hadi bakalım, gel de tedavi ol.
babam gel çık şu dağlara da sen, güle oynaya bir gün geçir.
çaresi ne bunun?"


bir başka görevli de bu sözlerle anlatıyor içinde bulunduğu çıkmazı.
ölümle burun buruna sürdürdüğü bir hayatı,
başlarına bir şey gelir korkusuyla ayrı yaşamak zorunda kaldığı bir ailesi var.
iki çocuğu ve karısını 4 aydır görmemiş.
telefon da olmasa!
dağa her çıkışında, dönememe ihtimaliyle vedalaşıyor sevdikleriyle.
ölüm pusuda bekliyor,
ölüm her yerde.
kokuyor dört bir yanı,
kan kokuyor...

üç ay oldu olmadı, şırnak'tan uludere'ye uzanan yol üstünde pusuya düşürüldü en yakın arkadaşı.
levent yüzbaşı şırnak'ın 10 kilometre ötesinde can verdi...
kendisi de olabilirdi o araçta...
ana yolun yanıbaşındaki tepeden açıldı ateş.
gün ortasında üstelik.
"stresten uzak duracaksın" diyor adam...

"karşısı cudi dağları.
silah sesi eksik olmuyor o dağlarda.
hem o dağların ruhunu bileceksin, hem stresten uzak duracaksın.
hem yanı başındaki arkadaşının kör bir kurşuna hedef olduğunu görecek hem stresten uzak duracaksın!
ilaç veriyor doktor, lustral!
seratonin salgılıyormuş beyin bunu içince, mutluluk hormonu...
göz rengini bile bilmediğin, tenine dokunmadığın, sesini hiç duymadığın ve başka bir ortamda karşına çıksa belki de konuşup dertleşebileceğin hiç tanımadığın bir adam, oturduğu yerden basıyor bir tuşa ve bommmmmmmmmm...
öteki tarafı boyluyorsun!
lustral içerek mi gitmek istersin oraya, içmeden mi?
herif dalga geçiyor, seratoninmiş, hormonmuş, sıçmışım içine!"


gösterdiği dağlar alabildiğine yüksek, alabildiğine sınırsız ve alabildiğine görkemli.
gel gör ki ölüm kusuyor o dağlar.
ölüm kusan dağların yamacında kamyonlar geziniyor.
karınca kadar küçük görünüyor dev damperli kamyonlar...
"kamyonun ne işi var çatışma bölgesinde?"
o ana kadar suskun suskun oturan adam kendisine sorulmuş gibi sahipleniveriyor soruyu:
"biz maden işletiyoruz orada, kömür madeni..."

maden mi?
aldığı canlara karşılık kömür mü veriyor bu dağlar.
hem kim canı pahasına kömür çıkarır ki bu dağlardan?

güneşten siyaha çalan teni, kömür karası gözleri, etrafı kollayan temkinli bakışlarıyla cevap veriyor aynı adam:
"cudi'de şu an 500 kişi çalışıyor. bazıları kömür alıp satıyor, bazıları traktör dolduruyor, bazıları kamyonculuk yapıyor, bazıları kömür alım satımı yapıyor. falan yerde insanlar ölüyor biz burada ocakta çalışıyoruz. olmuyor..." diyor.

cevabını bilsem de bir kez de ondan duymak istiyorum, karşımıza meydan okurcasına dikilen cudi'yi göstererek "bu dağlarda çatışma var mı?" diye soruyorum.

"var, çok var" diyor,
"cudi dağı işte burası, çatışmalar oluyor, her şey oluyor. çalışanlar çok zor anlar yaşıyor. orada çatışma oluyor, helikopter ateş ediyor, ağaçları yakıyorlar. çok zorluk çekiyoruz. ocakta çalışanlar, yan tarafımıza ateş ediliyor, biz korkuyoruz. bize de ateş edilebilir diyorlar ve çoğu zaman gitmiyorlar."

cudi dağı'ndaki maden ocağı yeni değil aslında.
90'lı yıllarda da işletiliyordu ocak.
ama çatışmaların yoğunlaşması yüzünden ne ocağı işletecek ne de orada çalışacak kimse kalmadı yörede.
ocak kapandı!
yaklaşık 10 yıl kapalı kaldı,
5 yıl önce ortalık sakinleşince maden yeniden ekmek kapısı oldu.
3 ay öncesine kadar sürdü sakinlik.
3 aydır yine ölüm kusuyor dağlar ve ocaklar son demlerini yaşıyor yeniden!
"böyle giderse kapatırız" diyor kömür gözlü adam.

maden ocağını geride bırakıp önce şırnak'ın meydanındaki çay bahçesinde birer çay içiyor, etraftakilerle sohbetliyoruz.
etrafta benden başka kadın olmasa da elimde tuttuğum mikrofon beni cinsiyetsiz kılıveriyor onların gözünde.
yadırgamadan konuşuyorlar bu sayede.

röportajları da yaptıktan sonra yeniden yola koyuluyoruz...
güneş tam tepemizde, yol uzun ve zaman kısa.
hakkari'ye doğru devam edeceğiz...
en iyi ihtimalle 3 - 4 saat sürecek yol.
şırnak - hakkari arasında geçiş yapacağımız 17 ayrı kontrol noktasında ne kadar oyalanacağımıza ve yol üzerinde yapacağımız çalışmalara göre bu süre 8 saati bulabilir.
beslerdereler'i solumuza, cudi'yi sağımıza alarak yolumuza devam ederken, artık dünyayla da temasımız kesiliyor.
iki yanımızda yükselen görkemli dağların ortasındaki vadiden geçiyor yol.
ve bu yol üzerindeki ilk yerleşim birimine ulaşana dek telefonlarırmız kapsama alanı dışında olacak.