8 Eylül 2010 Çarşamba

SİLAHLARIN GÖLGESİNDE YAŞAM - 9

hakkari'ye kıvrıla kıvrıla tırmanan bir yokuşla ulaşılabiliyor.
bu yokuşun bitiminde üzerimize doğru son gaz gelen bir panzerle karşılaştığımızda, neye uğradığımızı şaşırmış bir halde arabayı sağa çektik.
üzerindeki izlerden panzerin az önce alev aldığı anlaşılıyor.
panzer önde yüzleri poşuyla kapalı dağınık bir grup koşaradım arkada.
cadde irili ufaklı taş yığını ve taşlardan oluşan barikatlarla dolu.
binek arabanın o taşların üzerinden geçmesi olanaksız.
durum çok net, şehirde çatışma var.
şoför ezbere bir hareketle direksiyonu sola kırarak mahalle aralarına doğru sürüyor arabayı.
müdahale etmemize bile fırsat vermeyen bir çabuklukla yapıyor bu hareketi.
oysa mahalle aralarını ne o biliyor ne de biz.
yaptığı yanlış ama artık çok geç, mahalledeki bir başka çatışmanın ortasında kalıyoruz.
şoförün baştan beri güven vermeyen tavırlarına bir yenisi daha ekleniyor böylece.
istanbul merkezi arayıp, anlatıyoruz durumu.
geri dönün diyorlar.
zaten bizim otel rezervasyonumuz da yüksekova'da.
üstelik artık havanın kararmasına da az bir zaman var.
dönmesini söylüyorum şoföre ve dönüyor...
adam korkuyor.
korkuyla sürekli hata yapıyor.
ne yaptığını bilmez bir halde, bir başka panzere taşlı sopalı saldırı halinde olan gençlerle panzerin tam ortasına sürüyor arabayı!
sıyırarak geçiyoruz aralarından, yeniden zap suyunu gördüğümüzde bir parça rahat nefes alıyoruz.

bu kez direksiyonu van'a giden yola kırıyor ve yol üzerindeki yüksekova tabelası'ndan sağa kıvrılıyoruz.
kıvrıldığımız noktada arama var.
minibüsler durdurulmuş, herkes tek tek aramadan geçiyor.
basın mensubu olduğumuzu görünce geçişimize izin veriliyor.
yoldayken yüksekova'daki doğan haber ajansı muhabirimiz hamit erkut'u arıyorum.
ilçeye yaklaştığınızda haber vermemizi istiyor.
girişteki devlet hastanesi'ne gelince...
biliyoruz yüksekova'da karışık, söylediğini yapıyoruz.
hastane ilçe dışında, hamit bizi orada bekletip 10 - 15 dakika sonra geliyor yanımıza.
"ana yoldan gidemeyiz" diyor, "her yer cehennem gibi, arka mahallelerden dolaşacağız"
arabasını takip etmeye başlıyoruz.
daha önce yalnız anayolunu kullandığım yüksekova'nın büyüklüğü karşısında şaşırıyoruz.
hava karardığında oslo oteli'ne uzak sayılacak bir mesafede, arka sokaklardaki güvenli bir otoparkta iniyoruz arabadan.
ilk durağımız dha bürosu.
gün içinde çekilen görüntüleri izlettiriyorlar.
görüntüler alev alev...

saat: 21.00 ve hala otelde değiliz.
ben yüksekova belediye başkanıyla görüşmek istiyorum.
telefon ediyor hamit.
belediye başkanı bir kadın: ruken yetişkin
konuşmak istemiyor...
telefonu ben alıyorum ve bizlere güvenmediğini söylüyor.
aslında gündemimizde demokratik özerklik var ama bölge çok karışık.
ben anlatınca zoraki de olsa ikna oluyor röportaj vermeye.
şoföre bavulları otele götürmesini söylüyorum.
'tık' yok bizimkinde.
arabada öylece oturuyor.
yanına bürodan birkaç arkadaş verip başka bir arabayla belediye başkanının evine doğru yola koyuluyoruz yeniden.
eve giden yol savaş alanı gibi.
biber gazı ilerleyen saate rağmen geniz yakıyor.
yola taşlara sinmiş, mecburen camlar kapanıyor.

ve nihayet evin kapısı göründü.
ruken yetişkin kapıda karşıladı bizi.
roj tv'nin sesi sonuna kadar açık.
oturup sohbet ediyoruz önce ama o gözünü ekrandan ayırmıyor.
ekranda bir kaç gün önce beyyurdu baskını'nda ölen pkk'lılar var.
televizyon cesetleri yakın plan gösteriyor.
ve idiia o ki cesetlerden bazılarının gözleri oyulmuş, bazılarının bağırsakları deşilmiş, birinin de kafası kopmuş.
roj tv'de aynı görüntüleri durmaksızın, tekrar tekrar gösteriyor.
ruken yetişkin bir yandan elleriyle dizlerini dövüyor, diğer yandan "vah yavrum, vah yavrum" diyerek izliyor ekranı.
sonunda anlaşıldı ki ölenlerden ikisi kadın ve o da o kadınlardan birini tanıyormuş...
televizyonun sesini kısıp röportaja başladığımızda saat epey ilerlemişti.
yine de konuştuk... işte ruken yetişkin'le yaptığımız röportaj:

goksu: demokratik özerkliği konuşacağız. bdp'li belediye başkanları biraraya geldiniz ve demokratik özerklik başlıklı bir toplantı yaptınız. hatta bir kitapçık da çıktı. buna paralel cemil bayık'ın da bir açıklaması oldu; demokratik özerklikte hükümetle istenilen mutabakatın sağlanamadığını ve bundan sonra süreci kendi bildikleri şekilde yürütüceklerini ve resmi açıklamasını yapıcaklarını söyledi. demokratik özerklikten ne anlamalıyız ve bu süreç cemil bayık’ın söylediği şekilde mi ilerleyecek?
yetişkin:
bizler burada bir partide örgüt mensuplarıyız. önce dtp'ydi. kapatıldı, şimdi bdp oldu. bizler kararlarımızı toplantılarda alırız ve veririz. sonuçta düşünen, konuşan, siyaset yapan insanlarız ve bizler kararlarımızı toplanıp alırız. grubu meclisi olan bir partiyiz, 99 belediyesi olan partiyiz. evet doğru biz topantımızı yaptık, demokratik özerklik tartışmalarını yürütüyoruz. bu modeldir, yeni bir modeldir. biz bunu sürdürüyoruz avrupa aslında bir demokratik özerkliğe gittiği için kazandı. çok iyi biliyoruz avrupa'da bütün şehirlerde illerde ilçelerde köylerde hatta beldelerde, yerel yönetimler hakimdir. onun için bugün Avrupa kazanmış.

göksu: ne kastediyorsunuz demokratik özerklikten? beklentiniz ne belediyeler olarak?
yetişkin:
tabi şimdi demokratik özerklik dediğimiz zaman bir kurumda hepsinin bir arada temsilini bulduğu bir kurum istiyoruz. halkımızın kendi kendini yönetmesi diyoruz, misal kadın meclislerinin, gençlik meclislerinin, mahalle meclislerinin olduğu bir yapı diyoruz ve bizim kurumumuzun içinde hepsinin kendi temsilini bulmasını istiyoruz. karar varsa o meclislerin birlikte vermesi, halkın birlikte vermesi, bir iş varsa birlikte yapılması, siyasetse birlikte siyaset üretilmesini istiyoruz ve yapmak istiyoruz bu yeni bir modeldir.

goksu: ve kendi içinde hem idari, hem ekonomik, hem siyasi anlamda da bağımsız olsun diyorsunuz.
yetişkin:
yani böyle bir çalışma dediğimiz zaman, yalnız bizim bölge için demiyoruz. biz türkiye'de siyaset yapıyoruz; biz bu modelin istanbul'da da geçerli olmasını istiyoruz. elbette biz bu modelin bir karadeniz'de de geçerli olmasını istiyoruz ve eğer bu modeli başarılı bir şekilde yürütürsek, yaparsak, inanıyorum bu model türkiye'nin her yerine dağılacaktır. her yerde bu şekil bir çalışma başlatılacaktır diye inanıyorum.

goksu: demokratik özerklik talebinin yükselmesi; özellikle istanbul'da ankara'da büyük kentlerde doğrudan şöyle federasyon talebini akla getiriyor. böyle bir talep var mı?
yetişkin:
şimdi açıkçası eğer federasyon talebi olsa, biz federasyon diyeceğiz, onu söyleyeceğiz yani...
ama biz ne diyoruz demokratik özerklik diyoruz. hani bizim bunu söylememiz gerekiyor. her halkın kendi hakkını tayin etme hakkı olmalıdır diyoruz ve bunun üstüne basa basa söylüyoruz. Türkiye halklar mozayiğidir, bir zenginliktir. eğer varsa sorunlar çözülmelidir ve bu model mutlaka hayata geçirilmelidir. yani bu model eğer dediğim gibi tutarsa -ki ben tutacağına inanıyorum- türkiye'nin her yerine yayılacaktır ve demokratik özerklik dediğimiz bu model, çok güzel bir şekilde işleyecektir diye düşünüyoruz.


goksu: federasyon ya da konfederasyon talebimiz yok diyorsunuz.
yetişkin:
dediğimiz gibi olursa onu söyleyeceğiz. şu an bizim hayata geçirmek istediğimiz şey demokratik özerkliktir. bütün kurumların bir arada birlikte bir kurum oluşturması ve bu kurumun içinde herkesin kendi temsilini bulmasıdır.

goksu: bugün yok ama böyle bir şey gündemimizde hiçbir zaman olmayacak gibi anlıyorum öyle mi?
yetişkin:
hayır hayır ben öyle bir şey söylemiyorum. dediğim gibi eğer federasyon olsaydı biz diyecektik ki biz federasyon istiyoruz ama böyle bir şey yok.

goksu: peki hükümetin attığı adımlar, açılım modelleri burada nasıl karşılık buluyor? yani baktığımız zaman istanbul’da sanatçılarla tiyatrocularla futbolcularla toplantılar yapılıyor bir sürü insanla açılım toplantıları yapılıyor bunun adı da kimi zaman kürt açılımı diye geçiyor kimi zaman demokratik açılım adı altında... açılım sizce başarıya ulaştı mı ya da sizi ne kadar tatmin ediyor bu açılım ?
yetişkin:
şimdi ben bunu böyle yorumlamak istiyorum, evet bana açılım dedikleri zaman benim aklıma gelen şey operasyonlar… ben burada şavaşın içinde yaşıyorum. açık ve net söylüyorum savaş bölgesinde yaşıyoruz, olağan üstü hal bölgesi burası. birkaç gün kalın görün burada neler yaşanıyor. nerede ne zaman ne patlayacağı belli değil. nerede kim ne yaşayacak belli değil. açılım dendiği zaman siyasi operasyon, bizim partimize karşı olan siyasi operasyon ve askeri operasyonu hatırlıyorum, tecavüz kültürünün günden güne büyüdüğünü hatırlıyorum. açılım dendiği zaman benim aklıma gelen linç kültürüdür, tecevüzdür askeri operasyondur, siyasi operasyondur benim aklıma gelen budur. siyasilerle sanatçılarla futbolcularla elbette toplantılar yapılsın ama toplantılarda artık çözüme doğru gidilsin. biz de bundan yanayız ama toplantılarda çıkan sonuç eğer askeri siyasi operasyon, tecevüz kültürünün geliştirilmesi, linç kültürünün geliştirilmesi ise bunun hiçbir yorumunu yapamıyorum ben kendi şahsıma, hiçbir yorumunu yapamıyorum...

goksu: bu durumda demokratik açılımın burada bir karşılığının olmadığını anlıyoruz.
yetişkin:
ben tecavüz kültürü dediğimde altı boş olarak söylemiyorum. erciş'te devam eden hakkari'de ortaya çıkan, dersim'de tunceli'de ortaya çıkan tecavüzü söylüyorum. gündeme gelen yaşanan şeyi söylüyorum. bunlar açığa çıkanlardır. acaba açığa çıkmayan ne kadar çok vardır? nerede? bakıyorsun devlet yetkilileri içindedir, hakkari'de tunceli'de erciş'te devlet yetkilileri içinde... bu benim aklıma açılımı getiriyor. gerçekleştirilmek istenen açılımı getiriyor, bu şekil yorum yapamıyorum ben.

goksu: hükümetin net bir tavrı var. diyor ki silahlar sussun diye bir çağrı mümkün değil. orada pkk silah kullandığı sürece, türk ordusu her şekilde kendini savanucaktır. dolayısıyla ordunun silah bırakması söz konusu değildir. bütün bunlar bir arada yoğrulduğu zaman buradan nasıl görünüyor bu açıklamalar?
yetişkin: açılımı bizler halkla konuşmalıyız tartışmalıyız ben açık ve net söylüyorum inanın açılım konuşulduğu günden bugüne kadar buradaki halktan belki 3 tanesi inanmadı. çünkü adım atılmadı. açılım gündeme geldiği günden bu güne kadar açıkçası partimiz üzerinde soykırım var. işte söyleniyor ki silahlar bırakılsın, silahlar sussun bizim yürekten istediğimiz budur. biz bunu siyaset olarak demiyoruz siyaset yapmak için biz bu konuşmayı yapmıyoruz. hiç bir şekilde silahla bir şey olsun istemiyoruz ama ben bunu açık ve net söylüyorum eylemsizlik süreci bitmeden çok daha önce 3-4 belki 5 ay önce burada korkunç bir şekilde askeri mühimmatlar vardı. askeri mühimmatlar bölgemizden geçiyor, biz görüyoruz. tırlar dolusu askeri mühimmatlar gitti, otobüsler dolusu askerler taşındı. hani eğer söylüyorlarsa işte "onlar orda silahlarını bırakmadan bize saldırırlarsa biz kendimizi koruyacağız onun için biz operasyon yapacağız" diyorlarsa o zaman neden o kadar operasyon hazırlığı yaptınız?

goksu: peki nasıl çözülecek bu sorun ?
yetişkin:
ne olursa olsun bu gün ben yine örneğini vermek istiyorum eğer küçük çocugumuz ağlayıp kendisini yerden yere vuruyorsa, karnım acıktı yemek yemek istiyorum diyorsa onu dinlemeliyiz. işkenceyi, tutuklama furyasını, operasyonu bırakmalıyız. öyle bir adım atmalıyız ki halkın içine bir ümit gelsin, halk gerçekten de açılıma inansın. sizden bunu istiyorum yüksekova halkından 7 yaşındaki çocukla da 70 yaşındaki dedeyle de röportaj yapın yaşlı bir anneyle de... sorun bakalım açılıma ne kadar inanıyorlar. çünkü bir adım yok bir adım görmeyince de inanmayacaklardır. halka görüşmeli halkla konuşmalıyız halkımızdan korkmamalıyız.
goksu: mezralara köylere su, yol götürüldü. kürtçe televizyon kanalı açıldı. bunların hiçbir etkisi olmadı mı bölgede?
yetişkin:
elbette etkisi olmaz. dediğim gibi sen bir yandan trt'yi açacaksın, bir yandan yüzde 99’u türkçe bilmeyen bir topluluğa kürtçe hitap edene mahkeme açacaksın. kanal şeş'in açıldığı günden bir gün sonra benim burada mitingim olmuş. buradaki halkın açık söyleyeyim % 90 ı kürtçe söylenildiği zaman anlıyor. çünkü buradakilerin ana dili kürtçedir. türkçe siyaset yaptığın zaman seni anlayamıyor ve sen onun diliyle ona propaganda yapmışsın ve bize mahkemeler açılmış ve biz şimdi yargılanıyoruz.

goksu: bir yandan trt şeş'i açıyorsunuz, bir yandan kürtçe konuşuyorum diye beni yargılıyorsunuz diyorsunuz…
yetişkin:
başbakan aynı gün trt şeş’de kürtçe konuşuyor, ben aynı gün burada propaganda yapıyorum bana mahkeme açılıyor. bu bir çelişkidir işte bu insanları kandırmadır

goksu: siz kürtçe konuştuğunuz için mi açıldı o mahkeme yoksa konuşmanızın içeriği nedeniyle mi?
yetişkin:
kürtçe konuştuğum için 3 tane mahkeme açılmış bana

goksu: silahlar bırakılsın dediniz. pkk’ya da bir çağrınız var mı aynı şekilde?
yetişkin: şimdi ben bunu açık ve net söylüyorum bizler hiçbir zaman onaylamadık, diyalog yoluyla olsun istedik ve her zaman bunu söylüyoruz her zaman bunu tekrarlıyoruz. bizler söylüyoruz ki mutlaka ve mutlaka devlet bir adım atacak ki bir şeyler olsun. bir adım atmadan mümkün değil, hiç bir şey olmayacak ve bizi en çok üzen en çok yaralayan şey biz tam içinde olduğumuz için söylüyoruz. her gün burada savaşı yaşıyoruz açıkçası ben buradaki insanların küçügünden büyüğüne kadar törürü görmesini istiyorum.
çünkü savaşta yaşamak ne demektir savaşı yaşayanlar bilir. ancak onun dışındaki insanlar ya teröristler ya bölücüler ya başka bir şey söyler ama savaş içinde yaşayan insanlar savaşı çok güzel yorumlar.


yetişkin'le yaptığımız röportaj bittiğinde bizim de enerjimiz tükenmişti artk.
otelin yolunu tuttuğumuzda saat geceyarısına yaklaşıyordu.
biber gazının etkisi hala geçmemiş, ana cadde üzerindeki barikatlar bir araba geçecek kadar aralanmış, yollara saçılan taşlar toplanmamıştı...
geride ertesi gün kalınan yerden devam edileceğinin işaretlerini bırakarak herkes evlere çekilmişti.
ertesi sabah şemdinli ve baskın yapılan beyyurdu karakolu'na doğru yola çıkacaktık ve şiddetle uyumaya ihtiyacımız vardı.
ben yastığa bir karış kala uyurum zaten ama kameraman arkadaşım serdar çetin "ya molotof atılırsa!" endişesiyle sabahı dar etmiş...