6 Aralık 2012 Perşembe

Şiddetin vekaleti: Fatma Kotan


http://www.cnnturk.com/Yazarlar/Goksel.Goksu/Siddetin.vekaleti.Fatma.Kotan/129.6694/index.html

Kadına "şiddet karşısında susmasını tembihleyen" içselleştirilmiş bir toplumsal mutabakat var. İşte o mutabakata belki de herkesten önce kadın vekiller itiraz etmeli. Başı da şiddet gören kadın vekiller çekmeli. Ben adım atması halinde Fatma Kotan'ın öncü misyon üstleneceğine inanıyorum. Yürüyün sayın vekil, siz susarsanız şiddet mağduru milyonlarca kadın nasıl konuşur?


"İşte vekile şiddetin tutanakları: Acımasızca yarım saat dövdü"
"Kotan'dan 'dayak yedim' ifadesi…"
"Eşi tarafından şiddete uğradığı iddia edilen Ak Parti Milletvekili Kotan, yaşadığı şiddeti Sincan Savcılığı'na anlatınca eşi hakkında iddianame hazırlanmış"

Bu haber bir gazetenin manşetinden.
İfadelerde adı geçen kişi AK Parti Ağrı Milletvekili Fatma Salman Kotan.
Haberi okuyunca anlıyoruz ki, Kotan çifti boşanma aşamasında.
Olayın duyulmasıyla çiftin boşanma işlemi hızlanıp, gerçekleşti ama değişmeyen bir gerçek var.
O da vekilin boşanma aşamasındayken kocası İdris Kotan' dan dayak yemiş olması.
Kibar bir dille ifade edersek, Fatma Kotan darp edilmiş.
Şiddetli darp üzerine savcılığa başvurmuş.
Ve bir gazeteci de Kotan'ın savcılıkta verdiği ifadeye ulaşmış…
Sonra da haberi yapmış.
Savcılık tutanakları hangi gazetecinin eline geçerse geçsin haber değeri taşır.
Ve tabi kim olsa o tutanakları haberleştirir.
Zira kadına yönelik şiddetin kol gezdiği bir ülkede, iktidardaki bir partinin kadın vekili kocasından dayak yiyorsa bu konu önemlidir.

Konu önemlidir ama önemli olan yalnız haber mi?

Haberin nasıl sunulduğu ve şiddete maruz kalan kadın vekilin şiddet karşısında takındığı tutum en az o haber kadar önemli değil mi?
Gelin vekilin takındığı tutumun öneminden başlayalım.
Bir kadın vekilin tutumu önemli, çünkü -o istese de istemese de- attığı her adımın bir alt metni var.
Yani salt duruşuyla bile, toplumdaki diğer kadınlara 'bir şey' söyler!
'O' artık 'herhangi' bir kadın değildir.
Hatta pek çok kadın için -olumlu ya da olumsuz- bir 'rol model' olmuştur.
Hal böyle olunca, şiddet karşısında takındığı tutumun da ister istemez bir alt metni oluyor.
Şimdi gelin mağdur vekil Fatma Salman Kotan'ın şiddet karşısında takındığı tutumun alt metnine -savcılıktaki ifadesini dayanak alarak- bir göz atalım.

Metin: "Yaşananlar ilk değil"

Alt Metin: "Görüyorsunuz işte, vekil bile kocasından dayak yiyor ama sesini çıkartmıyor."

Metin: "Eşim boşanmayacağını söyleyerek bana saldırdı. Şiddetli şekilde darp etti"

Alt Metin: "Siz bakmayın iktidar partisi olarak bizim aile içi şiddeti önlemeye yönelik çıkardığımız kanunlara. Erkek boşanmak istemiyorsa yasa filan hak getire…"

Metin: "Darp edildikten sonra akrabalar duymasın diye birkaç gün gün evden dışarı çıkmadım."

Alt metin: Kadınlar "Kol kırılır yen içinde". Sesinizi çıkarmayın, ele güne rezil olmayın.

Alt metnin ana fikri de şu: "Şiddete maruz kaldığınızda benim gibi yapın."

Yani iktidar partisine mensup bir kadın vekil susmuşsa, diğer kadınlara zımnen de olsa "kadınlar şiddete maruz kalsanız da susun" der.

Diyeceksiniz ki, "İyi de savcılığa başvurmuş, dava açmış. Daha ne yapsın"
Peki!
O zaman alt metni bir de bu haliyle ve birlikte okuyalım.

Siz de dikkatli baksanız göreceksiniz ki, mağdur vekil diyor ki "Ey kadınlar! Yıllardır şiddet görüyorum. Şimdiye dek 'Kan kustum, kızılcık şerbeti içtim' dedim ve kimselere söylemedim. Ama artık bıçak kemiğe dayandı. ARTIK CANIMA KAST EDİLİYOR. Savcılığa başvurmaktan başka çarem kalmamıştı. Yoksa ben hiç aileme öyle bir şey yapar mıydım!"

Mağdur vekilin şiddet karşısında takındığı tutumun alt metni böyle.
Peki savcılık tutanakları, aynı zihniyet tarafından haberleştirilirse ne olur?

Kullanılan 'haber dili' alt metni nasıl etkiler?

Çünkü biliyoruz ki haber dili de kimi zaman ya da istenirse ya da istemsizce -ki bu durumların her biri kendi içinde tek tek 'vahim'dir- okuyucu ve/veya izleyiciyi yönlendirir.
Konunun tarafı yapar.
Bu haberde olduğu gibi kendinizi bir anda mağdurun değil, failin yanında bulabilirsiniz.
Yani kullanılan haberlerin de bir "Alt metni" olabilir ve/veya vardır.
Kullanılan sözcükler, siz farkında bile olmadan alt-bilincinizi biçimlendirip bir hamur gibi yoğurabilir.
Nasıl mı?
Gelin haberdeki o cümlelerin alt-metnini birlikte okuyalım….

Metin: "AK Parti Ağrı milletvekili Fatma Salman Kotan'ın eşi İdris Kotan'dan dayak yediği iddialarıyla başlatılan soruşturma kapsamında 23 Kasım'da ifade verdiği ortaya çıktı."

Alt Metin: "Kadının dayak yeyip yemediği bile belli değil, hepsi bir iddiadan ibaret. Ya adam dövmediyse? Ya iftiraysa. Ya da kadının kocası şimdi kalkıp bize de dava filan açar, neme lazım etliye sütlüye dokunmadan 'iddia' diyelim ne şiş yansın ne kebap! "

Metin: "Eşi tarafından şiddete uğradığı iddia edilen Ak Parti Ağrı milletvekili Kotan, yaşadığı şiddeti Sincan Savcılığı'na anlatınca eşi hakkında iddianame hazırlanmış."

Alt Metin: "Aynı haberde bir kez daha dikkatinizi çekiyorum, bunların hepsi bir iddia. Adamın dövüp dövmediğini bilmiyoruz! Üstelik koskoca vekil bu iddiayı kalkmış savcılığa taşımış, eşi hakkında bir de iddianame hazırlatmış!"

Gördünüz mü?
Birden taraf oluverdik.
Dayak atandan yanayız artık.
Kadın vekilin söyledikleri sadece bir iddiadan ibaret.
Doğru olup olmadığı bile belli değil.
Üstelik bi de savcıya gitmiş.
Dahası kocası hakkında iddianame hazırlatmış!

Ne yapmalı?

Kadına "şiddet karşısında susmasını tembihleyen" içselleştirilmiş bir toplumsal mutabakat var.
İşte o mutabakata belki de herkesten önce kadın vekiller itiraz etmeli.
Başı da şiddet gören kadın vekiller çekmeli.
Ben adım atması halinde Fatma Kotan'ın öncü misyon üstleneceğine inanıyorum.
Yürüyün sayın vekil, siz susarsanız şiddet mağduru milyonlarca kadın nasıl konuşur?
Bağırın akrabalarınız duysun…
Bağırın parlamentodaki diğer vekiller duysun.
Bağırın, gelin birlikte bağıralım…
Çünkü siz farklısınız.
Çünkü siz farklı olmak zorundasınız.
Çünkü siz şiddet gören bir kadının karşısına dikilen engelleri biliyorsunuz.
Dahası, üzerine oturduğunuz sandalyenin rakımı, o engelleri kaldırmak için en elverişli
yükseklikte!